Arkadaşlar,
Bu anı için,affınıza sığınarak biraz gerilerden başlamak zorundayım.
Ben okumayı, yazmayı evde öğrendiğimden, 1. sınıfı atlayıp, Çengelköy İlkokuluna 2. sınıftan başladım. Sıra arkadaşım Kemal'in, bendeki ilk kalıcı etkisi, beni boynumdan jiletlemesi ile başladı. Ebecilik oynarken, elindeki kalem açtığı jileti bırakmamakta bir mahsur görmemiş. Şah damarıma 1mm. kalmış , kurtulduk.Tanrı beni sizlere bağışladı. Kader sizler üzerindeki ağlarını, o günlerde örmeye başlamış. Sonra tayinimiz çıktı. ( Babam havacı subay ) İzmir Kahramanlar İlkokulunda 3. ve 4. sınıfları okuyup, yeniden İstanbul'a tayin olduk ve ben ayrıldığım Çengelköy İlkokulundaki aynı sınıf arkadaşlarım ile 5. sınıfı okuyorum ve tabii ki gene Kemal'in yanında oturuyorum. Yani geçmişten ders almak gibi bir özelliğim yok.
Mart ya da Nisan aylarıydı, Kemal okula kafası sarılı geliyor.'' Ne oldu? '' diyoruz, yarıldı cevabı alıyoruz. Meğer SAÇKIRAN olmuş. Sıra ve oyun arkadaşım olarak tabii ki bir tek bana bulaştı. Saçlarım dökülüyor,annem fark edene kadar tepem açıldı. Önce, kocakarı ilaçları, sarmısak falan, derken hastane. Işın uygulaması sonucu, saçları tamamen dökülüp, tüylerle kaplı kalmış bir kafa, bu tüylerin ağda ile yolunup, kalanların da mercek altında cımbız ile çekildiği, acı dolu günler. Kaldık damdazlak, ayna gibi bir kafa ile. Okula bere ile gidip geliyorum ve son aşamada, her gün kafama bol bulamaç bir merhem sürülüyor ki, görüntüsü iğrenç.
Tek tesellim,kendimi o sıralar,dazlak bir çizgi roman kahramanı olan KİNOVA'ya benzetmem. Sam Boyle, ailesi ile, Batı'ya giderken, kervanı basan kızılderililer, karısını öldürüp,oğlunu kaçırıyor, O'nun da kafa derisini yüzüp, öldü diye bırakıyorlar. O da mucize eseri kurtulmuş. Gündüz, adalet dağıtan bir silahşör, gece ise şeytan kulaklı bir maske takarak, kızılderililerden intikam alan KİNOVA. Ben de kaba kağıttan bir Kinova maskesi yapmışım, elimde sopa, mahallede millete saldırıyorum, günler geçiyor.
Annem ile İEL'nin giriş sınavına geldik. Veliler bahçede bekliyor, bizler sınıflara alındık. Başım gene cılk merhem içinde, henüz saçlar çıkmamış. Zaten çıkıp çıkmayacağı da belli değil, bir ümit bekliyoruz. Kimisi, ''Merak etmeyin, çıkar '' kimi '''Vah vah yazık etmişsiniz.'' diyor.Annem, bir ümitli bir perişan.Sınava bere giymek ayıptır diye, bana beyaz bir siperli şapka giydirmişler.
Silgi, kalem vs.'yi sıraya koydum,yanımda uğur diye getirdiğim Kinova maskesini de sıranın gözüne soktum. Sınav henüz başlamamıştı, bir bayan öğretmen yanıma geldi '' Oğlum, sana kapalı yerlerde şapka çıkartılacağını öğretmediler mi?'' deyip, cevap bile vermeme fırsat bırakmadan çekip aldı başımdan. Gördüğü manzaradan şok olmuştu herhalde. '' Tamam, tamam giyebilirsin. ''deyip, tekrar şapkayı başıma geçirdi ve bana ters ters bakarken, maskenin lastiğini görmüş olacak ki,çekip aldı, düzeltti. '' Bu ne maskaralık'' diye bağırdı. Bütün sınıf gülmeye başladı, bir şeyler açıklayacak vaziyette değildim. Neredeyse ağlayacağım. '' Bu kafayla bu okulu kazanamazsın, burası İstanbul Erkek Lisesi'' dedi. Artık göz yaşlarımı tutamadım. Sınava 1-0 mağlup başlamıştım.
Saçlarım, Ağustos sonu gibi çıkmaya başladığında, annemin sevinci görülmeye değerdi.Benim ise, özellikle ağda ile, dipleri canlı tüylerin, yolunması sırasında çektiğim acılardan sonra, kel bile kalacak olsam, umurumda değildi. İEL'ye ilkbaşladığım günler, kafam 0 numara ile traş edilmiş görünümdeydi. Beki hatırlayanınız vardır. ( Süheyl'den ümitliyim.) İel resimlerimi Feyyaz'a gönderdiğimde, o keltoş halimin vesikalık fotoğraflarını görebilirsiniz. Sonradan beni siz yarattınız, sevgili İEL'li okurlarım. Tanrı'nın hiç birinizi saçsız bırakmaması dileği ile......
Tayfun (4.3.2007)