Tunaya'lı Günler:
58 yıllık yaşamıma bakınca sevgili Tunaya'nın yaşamımdaki önemli dostlarımdan biri olduğunu görüyorum. Okuldaki anılarımın pek çoğunu da O'nunla paylaştığım bir gerçektir.
Karakter olarak, temiz bir insandır, O'na güvenebilirsiniz, iyi niyetli olmasından kaynaklanan bir saflığı vardır ki, bizim tarafımızdan sık sık istismar edilmiştir.Hareketlidir, hızlı koşar, çeviktir, okul havuzunda Mark Spitz'i kıskandıran yüzme rekorlarına imza atmıştır. Koşmaya dayanan oyunlarda O'nu takımınıza almak bir avantajdır. Yüzüne baktığınızda belli etmez ama zekidir de.. Okul hocalarımızın keşfedemediği bu özelliği, daha sonra gerekli kurumlar tarafından gözden kaçırılmadığı için Prof.luk mertebesine yükselmiş ve halen de vatana millete faydalı işler yapmaktadır.
Tunaya ile yollarımız sürekli kesişti. Okul yıllığında bile O'nun sayfasında, 'Tayfun'un seçeceği mesleği seçecekmiş'.şeklinde bir ifade vardır. O ise bunu yalan çıkartmak için, lise 2'de Bakırköy Lisesine geçti, Türkçe terimleri öğrendi ve Fen Fak. Fizik bölümünü kazanıp, benden önce kaydını yaptırdı. Ben ise, Türkçe soruları anlayamadığımdan o sene Alm. Filolojisini kazanabildim ve bir sene boyunca Türkçemi kuvvetlendirerek idealim olan Fizik bölümüne ertesi sene girdim. Ve ben ,O'nun seçtiği mesleği seçmiş gibi oldum. Ama Fen Fak. kredi usulü olduğundan,Tunaya da ilk sene fazla sayıda bir ders vermediği için, aynı sınıflarda, aynı dersleri 4-5 sene birlikte okuduk.
Birbirimizin evinde ders çalıştık, yattık, kalktık .(Bu arada ben evliyim) Eşim de O'nu, benim bir kardeşim gibi benimsedi. ( Evin kedisi gibi yazacaktım ama bu yaşlarda artık bize yakışmaz, hem adam artık koskoca PROF...)Eşini, ailesinden önce bizimle tanıştırdı ve sonunda da beni kendisine nikah şahidi yaparak onurlandırdı. Benim nikah şahidim de Tunaya'nın babasının iyi arkadaşı olan, Prof. Tarık Zafer TUNAYA idi. Babası çok sevdiği arkadaşının soyadını oğluna isim olarak koymuş. Yani ikimizin nikah kayıt defterlerinde de birbirimizin adı geçiyor. O kendi yerine yerine dublör kullanmış olsa bile.
Yıllarca ailecek de görüştük. Hele bir Yılbaşı gecesi 5 saat uzay ve gezegenler felsefesi yaparak aralıksız konuştu ve aşağıda anlatacağım bir dizi olayın intikamını aldı. O gece ölmek istedik, belki de öldük de farkında değiliz, o kadar yani...
O'na ilk bulaşmalarımız, Hz-C'de hatıra defterini gizli gizli okuyup dalga geçmemiz ile başladı. Mahallesinden, adı Sevtap olan bir kıza aşık.( Tunaya'ya sordum ismi doğruladı. Demek hala unutmamış.) Kız ile bir iki sohbeti olmuş. O zamanlar, bu kadarı bile hikayeler yazmamıza yetiyor. Biz Ata ile gidip, '' Senin kıza asılacağız.'' diye tehdit ediyoruz. Tunaya şifreler geliştirdi, her harf için bir işaret icat ederek, anılarını bu işaretlerle yazmaya başladı, bin bir güçlük içerisinde. Bir sayfa yazı için 2 saat uğraşıyor garibim. Anı defteri döndü casusların not defterine. Biz de tabii şifre kağıdının peşindeyiz. Bazen bulup defteri okuyor, kağıdı yırtıyoruz. Kağıt olmayınca Tunaya kendi yazdıklarını kendisi de okuyamıyor, arkası malum, kavga dövüş, kısa süreli dargınlıklar. Ama O, yılmıyor, yeni şifreler hazırlıyor ve bu kısır döngü aylarca sürüyor.Hz. ve 1-C'de Tunaya ufak tefek sayılırdı.1-C'de sınıfta kalıp bizden kurtuldu.Bu sürede sürekli olarak pek çok muzurluklar yaptık, defter, kitap saklamak bunların en masumlarından tabii ki. O da boş durmuyor, fırsatını bulursa biz de nasibimizi alıyoruz.
Tunaya'nın hasretine dayanamadığımızdan, 2-C'de Ata ile ben de çakıp, tekrar Tunaya ile buluştuk. Ancak o yaz bayağı bir boy atmış, hatta bizi bile biraz geçmiş. 233 İsmet ile de iyi arkadaşlar, ama biz çeteyiz, kısa sürede yaptığımız kulislerle İsmet'i de kendi tarafımıza alıp, başladık Bizans oyunlarına. O da çakınca , sınıfta bir hava kazanmış, karizmayı çizdirmek istemiyor. Kum havuzunda güç gösterileri başladı. Ata biraz Judo biliyor, önce bize bir iki numara öğretiyor, sonra bizi kapıştırıyor. Ben üstte isem mesele yok, O kazanacak olursa, çaktırmadan kolunu bacağını çekerek, O'nu alta düşürüp benim kazanmamı sağlıyor.Okulda yıkanma şansımız yok, her tarafımızdan kum fışkırıyor. Kumbaba sahillerinde bile bizim üstümüzdeki kadar kum yoktur herhalde.Yatak bile kum içerisinde.
Gece erken yatmış, elimizde koca fenerle gidiyoruz başına '' Tunaya, sana ışık işkencesi yapacağız.'' '' Ne isterseniz yapın, ben uyuyorum ''.diyor.Garibim, gözüne ışık tutacağız sanıyor. İndiriyoruz feneri kafasına dangadanak.'' Ulan ben sizin...'O kalkana kadar biz vınn, yakalasa o feneri ne yapacağını biliyoruz çünkü.
Bir seferinde ,O, el ayak yıkıyor, biz yatağını, şiltesi dahil, rulo yapıp sakladık. Geldi ki boş somya. '' Siz yaptınız, biliyorum getirin yatağı'' diyor.Bizde inkarın bini bin para. Baktı olmuyor, kararlı şekilde şikayete gitti. Ya Mayk nöbetçi ya da Ziya Hoca. Korkudan hemen yatağı getirdik, serdik, düzelttik. Hoca ile birlikte geldiğinde her şey normaldi. O gerçekleri anlatıyor, biz '' Hocam, bize başka bir şeyden kızdı, iftira ediyor.'' diyoruz. Sonunda idareyi lüzumsuz işgalden hepimiz esaslı bir zılgıt yedik.
Ramazanda,orucunu hiç aksatmamaya çalışırdı. Oruç tutanlar, yatağın ayak ucuna havlu bağlar, gece bekçisi DAYI da havlu bağlayanları sahur için kaldırırdı.DAYI kısa boylu, şişman, robot gibi yürüyen gece bekçimiz. Saat 22.00 den sonra okulun kapısı da O'na emanet. 40 yaşlarında güvenilir bir Anadolu insanı, asla bir paket sigara vermeden kapıdan kaçmamıza müsaade etmez. Bizim ise oruç ile fazla bir aramız yok. İlk gün ve Kadir gecesi tutuyoruz,zaten genelde durumumuz müsait değil, suçlu ise Peri mecmuası. Biz Tunaya'nın havlusunu söküp alıyoruz, tabii sahura kaldıran olmuyor. Ya inat edip aç açına oruç tutuyor ya da o gün tutmuyor. Günahları tabii ki bize yazılıyor. Cenup olup tutmayacağı günlerde biz bağlıyoruz havlusunu gizlice.Bu sefer Dayı ile problem çıkıyor.'' Yahu dayı ,oruç tutmayacağım, ne diye uyandırıyorsun'' '' O zaman ne diye havlu bağladın''. '' Ne havlusu yahu, bağlamadım''. ''Bu ne kardeşim, dalga mı geçiyorsun?.'' '' Havluyu da, bağlayanı da......'.
Bir gece, saat 23.00 gibi. Tunaya 22.00 gibi çoktan uyumuş, havlusunu da bağlamış. Dayıyı ayarladık, geldi Tunaya'yı sahur oldu diye kaldırdı. Bizimkisi yemekhane yolunda. Ortalıkta henüz yatmamış kişiler de dolaştığından hiç şüphelenmiyor, onları da sahura kalkmış zannediyor.Aşağıda garsonlar masaları siliyor, yeni bitmiş bulaşığı kuruluyorlar.Bizimkisi kapıyı o kadar çok ve ısrarla yumrukluyor ki, garsonlar kapıyı açıyor.'' Yemek nerede? '' diyor.'' ''Yeni bitti kardeşim ''. diyorlar, O'nun akşam yemeğini sorduğunu zannederek.Ne bilsinler Tunaya'nın sahur yemeği için kapıya dayandığını. ''Yahu ben aç mı kalacağım' derken, başlıyor bir hırlaşma. Durum anlaşılıncaya kadar bayağı bir sıkıntı oluyor.
Bir gün Ata, ipsiz adam bağlama diye bir şey öğrenmiş. 2-C'deyiz. Basket potasının ayağını, iki bacağının arasına alıyorsun. Her iki bacak direğe çapraz dolanıp, arkaya dönüyor ve arkadan direğe tekrar dolanıyor. Bu kişiyi omuzlarından bastırıp, çömeltirseniz, biri onu tekrar yukarıya çekmezse ,kendi başına mümkünü yok kurtulamıyor.Son ders zilinden önce, Ata '' Sana bir numara göstereceğim '' deyip, Tunaya'yı tam sınıf penceresinin önündeki potanın ayağına bağladı. Zil çaldı, sınıfa girdik, Tunaya'yı çözen yok, yoklama yapılıyor.Sanırım Herr Zimmer '' Tunaya nerede? '' dedi .Bir önceki ders sınıfta gözüküyor. Hep birlikte,boş bahçede ,direk dibinde oturan Tunaya'yı gösterdik tabii ki. O'nu kurtarmak adına 5-10 dakika ders kırdık.
Bir seferinde deTunaya'nın numaralı gözlüğünü kırmıştık. Tamir parası olan, 15 lirayı bizden öyle bir söke söke tahsil etmişti ki, anlatamam. Maazallah, RTÜK siteyi falan kapatır, sebep olmayayım. Ne demişler, kol kırılsa bile yen içinde kalmalı.Ama merak edenlere ikili görüşmelerde anlatma fırsatı verirlerse, zevkten dört köşe olurum. ( Tabii ki meraklıların 66 grubundan olmaları şartı aranacaktır.)
Tunaya'lı günleri rahmetli FIRT dayısını anarak bitirmek isterim. Tunaya'nın babası,O, 1-C de iken rahmetli olduğundan, dayısı Tunaya'yı, dolayısı ile bizleri kontrol etme misyonunu edinmiş idi. Ne zaman gezmeye gitsek ya da okul kırsak, dayısı hep peşimizde olur, FIRT diye ortaya çıkardı. Sinir bozucu bir durum. Her halde 24 saat Tunaya'yı ,komiser Columbo gibi izliyordu. Toprağı bol olsun
Sevgiler Tayfun (2.3.2007)


Sevgili Tayfun

Geçen hafta sizde 66 grubundan çok sevdiğim arkadaşlarla toplandoğımızda okuduğun metni şimdi yine keyifle okudum. Oncelikle nazik davetin, dostlarla harika bir akşam geçirdiğimiz icin çok teşekkur ederim. Sevgili Sema ya bir yığın zahmet verdik. Her zamanki hamaratlığı ve becerikliliği ile muhteşem ağırlandık. Her zaman bekleriz.

Yazina küçük bir ek yapayım. Hikayenin yatakhane bölümünü biraz açayım.

Yatakhaneye geldiğimde boş kuru somyadan başka sey olmadığını görünce pencere dışları, yan yatakhaneler dahil her yeri arayıp tüm yatak malzemelerimi bulamamıştım. Sizin bir fırlamalığınızı nasıl çözerim diye uğraşmış ve yatak takımlarımı bulamayınca nöbetçi Muammer Hocaya (Mayk) gitmiştim. Beraber geldiğimizde yatak yerindeydi. Malum bu kez ben suçlu ve hocayı oyalan durumuna düşmüştüm. Hoca gidip, ben yatakhaneye dönünce yine yatak ortada yok. Yahu kapıdan şimdi çıkıp girdim. Bu koca kümbeti nereye saklarlar. Tekrar hocaya gitmek möt ister. Bu kez daha sıkı aradım. Sonunda buldum. Tavanda bir kanca bulmuşlar, iple tavana çekmişler. Yatağı indirip yatttım ama aklımda bunun intikamini almak var.

O sabah cok erken kalktım, tam hatırlamıyorum bir kaç kişiyi ikna edip Tayfun u yatağı ile beraber lavabolara , oradan da yukarı tuvaletlere sarsmadan götürdük. Yere yatırdık. Mışıl mışıl uyuyor. Biz döndük. Helalara gelen herkes hazreti yerde görünce bir kere dürtüyor. O da yorganı kafasına çekip yatakhanede yattığını sanarak uyumaya çalışıyor. Bir süre sonra durumu fark edince yatağını derdest edip yatakhaneye dönüyor. Tatli minik şakalar. Anışı bile güzel.

Sevgi ve sağlıkla kalın

Tunaya Kalkan (2.3.2007)


Sevgili Tayfun

Ipsiz bağlama olayı için Tunayadan özür dilerim, bunu okula ben getirmişdim sanırım, tahmin ederim Ata da nasıl yapıldığını benden öğrenmişdi. Her halde onuda bir teneffüsde bağlayıp öyle bırakmıştım.

Okulun 70. yıl dönümünde Müjdat ile pilav gününe gitmiş idim. Uzun zaman göremediğim için artık tanıyamadığım bir yığın kişiye rastladım. Müjdat a bu kim diye soruyor, kim olduğunu öğrendikten sonra bende ona "ne haber , beni hatırladınmı?" diye takılıyordum. Onlarda benim gibi yardımsız hatırlıyamıyorlar, ama "horoz" deyince hepsi beni hatırlıyorlardı. Biri sen hep koşardın dedi, bir başkası sen Süha ile kavga etmişdin dedi, bir diğeri okuldan kaçardın dedi ve birisi de sen ipsiz adam bağlardın dedi.

Böyle olumsuz şeyler yüzünden hatırlanmak beni çok üzdü , hatta nerede ise depresyona soktu, ama onlardan daha çok kafamı yoran şey "ipsiz bağlama" idi. Inan bir aydan fazla nasıl yaptığımı düşündüm durdum. En sonunda hatırladım ve demekki o kadarda bunamamışım diye sevindim.

Ata ya benim gösterdiğim konusunda inşallah yanılmışımdır, sen ne dersin
Ata, nereden öğrendin ipsiz adam bağlamayi?


302 Horoz Bülent (2.3.2007)


Sevgili Bülent,
İpsiz bağlama konusunda haklı olabilirsin, ama bize, Ata öğretmişti. Belki de senin talebendir.( Nasıl yapıldığını çok iyi biliyorum, ancak bu günkü bacak kalınlığımız ve vücut esnekliğimiz düşünülürse, uygulamamız oldukça zor. ) Ata'dan cevap bekleme, mümkünse ara, maillerini okumuyor kel PUSCHT. Ha, bir de peruk edinmiş, olmuş Feridun Karakaya'nın 2007 versiyonu. İpsiz bağlayan adam olarak bile hatırlanmak güzel, üzülecek bir şey yok. Ya bir de hiç hatırlamasalardı. Seni ve maillerini seviyorum..
Tayfun (2.3.2007)