Sevgili Dostlar,
Sanırım anılarımız birbirini çağrıştıracak ve ortaya çok güzel bır anı kıtapçıgı çıkacak. Alp’in tiyatro anısı bende de dolu dolu yaşanmış bir tiyatro gecesini çağrıştırdı. Anılarımız genellikle belli kişileri kapsıyor. Çünkü okul yaşamımızda her zaman bazı arkadaşlarımızla daha yakın ilişkılerde olmuşuzdur.
Hz-C’ye başladığım ilk hafta, 125 Süheyl Açıkel ile (tanıdığım en düzgün kişilerden biri, adam gibi adam) hep beraberdik gibi hatırlıyorum. Sonra bizleri sınıf, yemekhane ve yatakhanelerde belli bır düzene göre yerleştirdiklerinden, başka kişilerle daha samimi olduk. Süheyl’ın ekürisi 158 Sina Özener oldu.
Ben, 156 Ata Murat Sel (ilk özel ögrencimdir, Baron Von Münchhausen’ı kıskandıran bir usta), 212 Tunaya Kalkan (acı-tatlı en çok paylaşımım olan vefalı ve gerçekten çok sevdiğim arkadaşım, nikâh şahidi bile benim), 137 Feyyaz Ersin (kurtarmaca takımlarını hep karsılıklı seçerdik, ikimizde tazı gibiydik maşallah… ama ben Onun kadar güzel uzun eşek oynayamazdım), 199 Dogan Gürsoy (yemekhaneye koşarken asla ilk ondan daha düşük derecesı yoktur), 122 Ahmet Sabri Bulut (zor anlaşılan bir temiz yürek), 148 Ahmet F. Bulut (dilinin ucunu yandan çıkartıp “mımmmm….” sesi ile, deli deli bakmasıyla hep gözümün önünde), 178 Murat Uğur Aksoy (Sakarya Oymak Başı Yardımcımız ve 19 Mayıs hareketlerinin idarecisi, okula eskrim sporunu getiren disiplinli güzel insan), 203 Dogan Arkun (Kapıkule yaz tatili çalısma arkadaşım), 186 Çetin Atsür ve 187 Necmi Ton (Pazar akşamlarını basket sahasında ve etütlerde paylaştığım okul basketbol takım arkadaşlarım), 301 Sabri Derman (Onun için ne yazsam azdır, benim için çok özel bir dost), 196 Ferit Bayraktar (“FıRT” müthıs bır resim kabiliyeti ve iyi bir arkadaş), 258 Ahmet Sanal (Onunla her zaman gülümsersiniz), 233 İsmet Tanyıldız (ilk kankam diyebileceğim gerçek dostlarımdan), 161 Hasan Sadıkoğlu “Rahmetli Yörük Hasan” (yüreğine, bileğıne mert bir arkadaş, beni her zaman korumuştu. Klasik bölümün küçük sınıfları dahil, O’na yan bakabilecek pek yoktu), 207 Hamit Günal (ıiyi arkadaş, iyi sporcu), 209 Müjdat Yayvak (iyi ve ciddi bir arkadaş, onun “sosis” takma adı bendendir), Arif Çağlar (yetenekli bir müzik duayeni, fizikçi. Fiziği seçmemdeki en etkili insan) ve poker grubumdan Raşit Baykan ve Nejat Aral, 173 Levent Binat (iyi arkadaş olduğundan fırlamalığı size batmıyor), 208 Mehmet Akçay (üstün bır müzik kulağı ve iyi insan, dans etmesini bizlere öğreten kişi), 160 Yavuz Taner (satranç arkadasım) ile samimiydim.
2-C’den 3-A’ya gelince pek çok diğerleri ile de samimiyetimizi gölgede bırakan sevgili 138 Tekin Arcayürek (Vasfı Uçaroğlu’nu kıskandıran okul orkestrasının bateristi. Melih ve İsmet ile dörtlü bır çete olarak yıllıklara geçtiğimiz, özellikle çapkınlık alanında en fazla paylaşımım olan arkadaşım) ve 141 Melih Özensel (o yıllarda Güçlü bir BMW motorsikleti kullanan, okul futbol takımının değişmez elemanı. Sınıfta kalmasına sebep olduğum çete arkadaşım) benim en yakın arkadaş çevreme dahil oldular. Unuttuklarım var ise af ola. Bu arada Rafet ve Selçuk ile fazla bir samimiyetimin olmadığını belirtmekte yarar görüyorum. Ancak sarı-sıyahlı olmanın diğer herkes ile de kan çekmesi gibi büyük bir sevgi yumağı oluşturduğu bir gerçektir.
Sevgili Tunaya’nın bende çok özel bir yeri vardır. O’na yaptığımız eziyet denebilecek kadar ağır şakalara tahammül edebilmek için gerçekten iyi kalpli ve özellikli bir insan olmak gerekir. (Ara sıra dayanamayıp şikâyet ettiği ve bize zor anlar yaşattığı da bir gerçektır). Yıllar sonra beni kendisine nikâh şahidi yaparak onurlandırması da FROSCH’ların hafızalarının zayıf ve şuursuz olduklarının bilimsel ispatı olarak biyoloji kitaplarındaki yerin almıştır. Alp’in çağrıştırdığı anımda sevgili Tunaya başrolde.
Bir tiyatro gecesi; alışıldığı üzere tiyatro iznimizde -sanırım Keşanlı Ali Destanı idi- bir de sinemaya gidip, Tunaya ve 233 İsmet ile birlikte Zuhal işkembecisinde konuşlandık. Paramız kısıtlı ve hesaplı yiyoruz. Bende , kendi ve İsmet’in hesabını ödeyince 30 krş kalıyor. Tunaya’nın ise 5 lirası var, 125 krsş geri alacak. Bahşiş de vermeyip, onun parası ile (otobüste öğrenci 25 krş) okula dönecegiz. Yemeği ilk Tunaya bitirdi. Parasını verdi, garson tabakta para üstünü getirdi. Onun yol parası hesabından haberi yok, hep birlikte toplu bır bahşiş veririz diye düşünmüş, elini tabağa uzatır gibi yapıp geri çekti. Ve faltaşı gibi açılan gözlerimizin önünde garson “Teşekkür ederim efendim” deyip tabağı aldı ve kasaya yöneldi. Tunaya’nın yaptığı iki hamle başarısız kaldı. Kaldık bendeki 30 kuruşa (tünel 10 krş, saat 23.30 civarı). Geldik ki tünel 23.00’de kapanmış. Mecburen tabanvaya kaldık. O saatte Yüksek Kaldırım’dan inmeye korktuk. Şişhane üzerinden yürüyoruz. Sinirimiz bozulmuş, kim ne derse, belki de hiç komik değil ama biz katıla katıla gülüyoruz. Karaköy’de, sanırım içlerinde Tekin’ın ve Fırt Ferit’ın de olduğu bir grupla karşılaştık. “Haydi koşalım” dendi. Galata Köprüsü’nde koşuyoruz, Ferit arayı açmış en önde; birisi “Tutun kaçıyor” dıye bağırdı. Arkasından herkes bağırmaya başladı. Bir anda Ferit’i (kişide yanılıyorsam özür dilerim) bir bekçinin kolları arasında gördük. Bekçi amcaya şaka yaptığımızı anlatmak için çok dil döktük.Bir türlü dert anlamıyor. Bir soyguncu yakalamış olmanın gururu ile gözleri zalimce parlıyor. Sonunda kurtulduk. Biz üçümüz yokuşu çıkıyoruz. Diğerleri bir şeye takıldılar, biraz gerideler. Birimiz bir şey söylüyor, diğer ikimiz O’na “Sus ulan deveeeee…….” Diye karşılık veriyor, gülüyoruz. Tam okulun köşesinde, sonradan fark ettik, karşıdan üç serseri geliyor. Hem bizden büyükler hem de sarhoşlar. İçlerinden biri naralandı. Tunaya ise farkında değil, bizden birisinin söylediğine “Sus ulan deveeeee…….” diye bağırdı ama nara ve cevap cuk oturdu. Adamlar üzerimize seğirttı, biri Tunaya’nın yakasına yapıştı, bir de tokat. Adamlar bizi parçalar üstelik sarhoşlar. Yalvar yakar onlardan kurtulduk. Kapıya geldik, gece bekçisi DAYı saatleri kurmaya gitmiş. Kaldık kapıda. Bu arada diğer grup geldi. Kapıda 9 kişiyiz. Herkes birbirine baktı ve bir anda herkes kendi önündeki parmaklıktan tırmanarak duvarı aştı; bir anda okulun içindeydik sadece kilolu olduğu için İsmet dışarıda kalmıştı, “Ben duvardan tırmanmaya tenezzül etmem, efendi efendi kapıdan girerim, sıkıştırırlarsa sizi de ele veririm” dedi. Dayı onu doğrudan nöbetçi muavin Dazlak’a götürmüş, yarım saat sonra hepimiz Dazlak’ın karşısında meşhur askı sopasının tadına bakıyorduk.
Bu hikâyenin bir kısmını Tekin ama tümünü İsmet ve Tunaya doğrulayabilir. Bugünlük bu kadar yeter. Hepinize sevgiler…
Tayfun Sayar (14.1.2007)


Sevgili Tayfun

Yılların erozyonu hepimizden koparabildiği parçaları alıp hiçliğe taşımakta devam ediyor ve bizler de üst üste geçirdiği amputasyonlar sonrası hapihane müdürünün "Bana bak sen galiba ufaktan ufaktan tüymeye çalışıyorsun !!!" suçlamasıyla karşı karşıya kalan biçare mahkum gibi melul melul bakıyoruz.

Senin de bu yıpranmadan nasibini alman doğal tabii. Bu kadar yıl sonra bu kadar çok şeyi hatirlayabilmek bile oldukça büyük bir başarı. Ancak son naklettiğin anılarda olayları karıştırdığını gözlüyorum ve affına sığınarak bir kaç düzeltme yapacağım.

1. Hasan Sadıkoğlu'nun lakabı Yörük değil, o zamanlar heyecanla okuduğumuz "Teksas" (Çelik Blek) resimli romanında yer alan gaddar korsana benzetilerek takılmış "YORİK" idi.

2. Melih Özensel'in hiç Harley Davidson'u olmadı. Lise 1 ve 2 döneminde Vespa tipi bir Berlina motorsikleti vardı. Sonra bir BMW R69 aldı.

3. Fırt'ın yakalanması olayı okuldan Alemdar sinemasına giderken bir gündüz vakti oldu. Başka kimler vardı hatırlamıyorum ama sen muhtemelen vardın ve "En sona kalan gazozları ısmarlasın!" diye yarışı başlatan sanıyorum sendin. Ben de doğal olarak en sona kalınca (çünkü İsmet yoktu) "Tutun yakalayın, kaçıyor !" diye bağırmaya başladım." Bir anda Alemdar karakolu boşaldı ve Fırt'ı üç dört polis ve bekçinin kucağında debelenir durumda gördük.
İlk tepkide herkes toz oldu. Zavallı Ferit "Şaka yapıyorlar" diyor fakat derdini anlatamıyordu. Neden sonra cesaret toplayarak gidip polislere durumu anlatmış ve sıkı bir fırça yiyerek acilen araziye uymuştuk.

4. Çok oluyorum ama İsmetin kapıdan girdiği gece de başka bir gece. Sen, ben Melih ve İsmet okuldan kaçarak West Side Story'ye gitmiştik. Gece geç vakit döndük. Sen ön duvarın parmaklığındaki kare şeklindeki boşluktan girdin. Ben ve Melih duvarın üstünden tırmanarak girdik. İsmet kapıda kaldı. Yarım saat sonra yatakhaneye geldi ve Dayı'ya bir paket Samsun vererek kapıdan girdiğini söyledi.

Sevgilerimle
Vakanüvis Tekin Efendi (15.1.2007)


Sevgili Tekin,
Eleştirilerin beni mutlu etti.Bu gün değil ama başka bir sefer yanılabilirim,ne de olsa insanız.
Yorik'de kesin haklısın. Ben Yorik demiştim ,Yörük yazmayı uygun görmüşler.Galata köprüsünde ısrar ediyorum ama 26'-Ocak'ta Fırt'a soracağım, belki de haklısın.
Benim anlattığım okula giriş şekli tamamen doğru.Senin anlattığın bir başka gece.Hem ben West Side Story'i üniversite yıllarında seyrettim.Hem de Lise-1'de ortası kırık iki karenin oluşturduğu aralıktan geçemeyecek kadar büyümüştüm. Senin hatırladığın bir Hz-C anısı,bir ara yazarım.
O gece başka bir yerden dönüyoruz;Cağaloğlu'nun karanlık bir arka sokağındayız,önümüzde hanım hanımcık bir kadın var,belliki o saatte mecbur kaldığı için sokakta.Aniden sen boru gibi sesinle ''Haydi artık saldıralım'' diye bağırdın. Kadıncağızın nasıl kaçtığı hala gözlerimin önünde.Okula da üçümüz duvardan, İsmet alışıldığı gibi kapıdan girmiştik.
Melih'in önceleri bir Vespası vardı ama Bakırköy Lisesine geçtiğinde bir Harley aldı.Beni iki kere bindirdi ama siz ikiniz o motorla çok zamparalığa çıktınız.(Vespa ile kız tavlardık deme sakın.)
Hem İsmet'in okul No'sunu hatırlamıyorsun hem Alman lisesinde okuyan Tuncer'den dayak yememeye çalışıyorsun.Yoksa bu Tuncer çift kişilikli mi ve Side'debir sürahi suyu o günlerin intikamını almak için mi döktün. Uçağın kalkmasına 3 saat kala adamın başından aşağıya hem de haksız yere..
Bir de bana Eurovizyona uğramışşın diyorsun. Uğrasam birinci olurdum.
Sevgiler Tayfun (15.1.2007)


Sevgili JR
Elcevaba elcevap

1. Fırtla ilgili anımda yanıldığımı sanmıyorum. Çünkü bağıran ben olduğum için yakalandığında bayağı vicdan azabı çekmiştim.

2. West Side Story'nin 1961 yapımı olduğunu biliyorum ama İstanbul Emek sinemasında ne zaman oynadığını hatırlayamadım.
Benim hatırladığım o gün duvarın üstünden aştığımızda "Vay be West Side Story"deki gibi bir anda tırmandık" diye gülüştüğümüz.
Hz C anısı olması mümkün değil çünkü o zaman tanışmıyorduk bile. Zaten hazırlıkta okul kırmak da biraz sıkardı.....
Kendi adıma konuşayım. Ben Lise I'den önce gece okul kıracak kadar cesur değildim.

3. Kadını ürkütme hikayen doğru ama ben tek kadın değil üç kadın (ikisi nisbeten yaşlı) diye hatırlıyorum. Yazını okuyanlar sağa sola sarkıyorduk sanacak.
Onun için biraz detay vereyim. Biz kendi halimizde yürüyorduk çocuklar kadınların farkında bile değildi. Aralarında hararetli bir konuşmaya dalmışlardı.
O sırada kadınların tedirgin halleri dikkatimi çekti. Arnavut kaldırımı bir ara sokaktı ve topuklu ayakkabılarıyla hızlanmaya çalışmalarına rağmen arayı açamıyorlardı.
Biz ise kendi tempomuzda yürümemize rağmen giderek onlara yaklaşıyorduk. Tam yanlarından geçip gidecekken fırlamalık damarım kabardı ve Tayfunun
naklettiği gibi çıkarabildiğim en kalın sesle "Hadi artık saldıralım !" dedim. Kadınların üçü birden düğmeye basılmış gibi sprinter kesildiler ve bir anda sokakta
yalnız kaldık. İsmet, Melih ve Tayfun'un bir süre şaşkın şaşkın baktıklarını ve sonra kahkahalara boğulduklarını hatırlıyorum. Boş sokakta epey gülmüştük.

4. Melihin ilk motoru yazdığım gibi Vespa değil Berlina idi. Sonra da BMW'nin spor tipi olan arka çamurluğu kısa R 69 tipini aldı. Benim bildiğim hiç Harley'i olmadı.
Motorla gezdik, kaza da yaptık ama iki kişilik motorla zamparalık yapma yolunu keşfedemedik. O dediğini başka yollarla ve başka yerlerde yaptık.

5. Sidede Tuncer ile başladığımız ve hayatımın en eğlenceli anılarından biri olan büyük su savaşı (büyük diyorum çünkü sonradan bütün otel müşterileri katıldı) Tuncer ile
halen arada sırada hatırlayıp gülüştüğümüz güzel bir anıdır. Hatta savaş bitip Tuncer üstünü değişip kuru giyisilerle geldiğinde bir tur daha ıslattığımı bile hatırlıyorum.
Garip arkadaşımın kuru giysisi kalmadığı için uçağa eşofmanla mı ne gelmişti. Kendisi ıslanan kişi olduğu için daha iyi hatırlıyor. Tıpkı dayak olayını da benim daha iyi hatırlamam gibi.

6. İsmetin okul numarası ne alaka anlamadım ?

Bir de lütfen beni ve seni ilgilendiren hususları direkt bana gönder. Geneli ilgilendirmeyen konularla grubu işgal etmeyelim.
Sevgiler
Tekin (16.1.2007)


Sevgili Tayfun

Bu kez anlattiklarin dogru. Bir kucuk ek vardi. O da okula gelince gelince cimrilip ettiginden, sonrada hava olsun diye cebindeki 5 lirayi (bize gore buyuk paraydi) gosterdigini unutmussun. Taksim den Cagaloglu na 5 kurus eksik icin hepimiz yurudukten sonra okula gelince 5 kurus degil 5 liralik hirpalandigini hatirlar misin.

Tunaya Kalkan (16.1.2007)


Sevgili Tekin,
Seninle ilgili son maili gruba atmamın nedeni, eleştirinin ne kadar güzel bir üslupla ve dostça yapılabileceğini vurgulamaktı. Grubu işgal ettiysem özür dilerim.
Tayfun (17.1.2007)


Sevgili Feyyaz

Sitemizin Aklımıza Gelenler bölümünde Hatırladıklarım adındaki anı yazımda Melih Özensel'in yanındaki Harley Davidson kelimesini (Güçlü bir BMW motorsikleti) şeklinde değiştirir misin.

Tayfun (18.1.2007)