Murat’in “pustlugu” ...

Murat (Gençosman), son derecede iyi niyetli bir arkadasimizdi; aklindan geçeni kendini gizlemeyi düsünmeden söylerdi.

Murat liseyi, sanirim bizden bir yil sonra bitirdi ve üniversite için Almanya’ya gitti. Bizim (Yavuz Sabuncu, Ender Yolaç, Mehmet Memik ve ben) Ankara’da Mülkiye’nin ikinci sinifinda oldugumuz yil, Murat Ankara’ya geldi ve Istanbul Liseliler Lokali’ne düstü. O sirada bizden bir ben oradaydim. Tabii, öpüstük, koklastik ve anlatmaya basladik.

Murat, Almanya’nin kendisini ne kadar degistirdigini ve olgunlastirdigini anlatiyordu;
“Artik eski Murat yok,” dedi, “tam pust oldum. Bak sana bir soru sorayim, anla.”

Gözlügünün arkasindankocaman görünen mavi gözlerini açarak, “Söyle bakalim” dedi, “nereye oturamazsin?”

Sorusunun cevabini bilemedim. O, “Kendi kucagina, oglum” dedi; “Gördün mü, nasil pust olmusum.”

Bunu, önce o aksam, bizim diger arkadaslar gelince lokalde onlara, sonra ne zaman Murat’la beraber olsak, kizdirmak için kendisine anlattim; her seferinde de sirtima yumruklari yedim. Frankfurt’ta Murat Aksoy sayesinde bulustugumuzda birsürü Alman’in arasinda da ayni oyun tekrarlanmisti. Basinda kocaman fötrü ve sirtinda uzun, yesil trençkotu vardi.

Alp Orçun 12.4.2006