Henüz hazırlıktayız. Şu anda en sık görüştüğüm arkadaşım olan Tuncer (Ente) ise orta 1'de. Herif bir üst sınıfta ya "ABi" ayaklarında. Bana nedense taktı. Nerede yakalasa sataşıyor, itip kakıyor kısacası bulaşıyor. Ben garip de bezgin bir şekilde kaçacak delik arıyorum. Teneffüslerde falan Tuncer var mı diye etrafı kesmeden ortalığa çıkmıyorum. Bir gün bu Tuncer beni yine Derneğin tarafındaki yan giriş kapısının iç tarafında, merdivenlerin orada yakaladı, kaçacak yer de yok. Ben yine tırsmışken sınıf arkadaşım198 Yavuz Kocaömer geldi. 

"Ne sataşıyorsun LAN çocuğa" diye buna bir sopa çekti. Tabii Tuncerciğimin Abilik kredisi o anda sona erdi. Başkalarını bilmem AMA bana bir daha bulaşamadı. Ben hayatımın ilk önemli derslerinden birini orada aldım. Daha sonraki yaşantımda konum olarak daha alt seviyede olsam bile karşımdakini daha objektif bir bakışla tartmayı ve abartmamayı öğrendim. 35 yıllık Iş hayatımda ezilmeden ve dolayısıyla üzülmeden çalışmamı belki de bu olay nedeniyle Yavuz'a borçluyum.  

 

Bakalım hatırlayanınız çıkacak mı ? Bir gece okul ayağa kalktı. Yatakhane camlarından baktık bahçede bir sürü polis arabası ve polisler. Ortalık kaynıyor. Detayları fazla hatırlamıyorum fakat sonradan ortaya çıktı ki sonradan tesadüf eseri halasının kızıyla ilk evliliğimi yaptığım rahmetli Klein Osman , Rasim ve bir kaç kişi daha duvardan atlayarak İRAN konsolosluğunun bahçesine girmişler. Devir şahın aleyhine komplolar düzenlendiği ve Humeyni'nin yurt dışından devrimini şekillendirdiği devir olduğu için bahçede gölgeler gören güvenlik terörist baskını sanarak polisi ayağa kaldırmış. Peki bizimkiler bahçeye neden girmişler dersiniz ?  Hatırlarsınız İran Konsolosluğunun bahçesinin bizim okul duvarına bitişik   bölümü bostandı ve gün boyu ağzımızın suyu akarak seyrettiğimiz şahane marullar yetiştirirlerdi. İşte bizim uyanıkların canı bu marulları çekmiş. Gece duvardan atlar alıveririz demişler sadece.... 

 

Sanıyorum lise 1'deydik. Çünkü C şubesi iptal olmuş ve Tayfun Sayar bizim sınıfa gelmişti. 141 Melih Özensel, 195 Tayfun Sayar numarasını unuttuğum İsmet Tanyıldız ve 165 Mustafa Gemici ile birlikte okula yeni takılan elektrikli zillerin sigorta kutusunu keşfetmiştik. Geceleri aşağı iniyor ve zillerin sigortasını attırıyorduk. Sabah kimse kalkmıyor, nöbetçi muavin yatakhaneleri tek tek gezip herkesi kaldırana kadar en azından yarım saat daha fazla uyuyabiliyorduk. İİdare ise herhalde yeni zillerin arızalı olduğunu sanıp Meister Jakob'u haşlayıp duruyordu. Ama uyanık dazlak şühelenmiş. Kendi nöbetinde alt kata inip pusuya yatmış. Biz sigortaları attırmak için yan merdivenden inerken Içimizden galiba Tayfun "Dazlak pusuda , kafası parlıyor !" diye bağırdı. Hep beraber yine yan merdivenden yatakhaneye koştuk. Dazlak da orta merdivenden yukarı koşmuş. Yatakhane katına hemen hemen aynı anda vardık ve biz yatakhaneye daldık. O da hangi yatakhaneye girdiğimizi gördüğü için peşimizden geldi ve ışıkları yaktı. Tabii hepimiz uyku taklidi yapıyoruz. Dazlak tek tek herkesin üstünü açıp bakıyor, sonra tekrar kapatıyor. Sıra bana geldiğinde yorganı kapatmadı "Kalk bakalım eşek herif" dedi. "Hayrola hocam, uyuyoruz...." falan yollu numara yapayım dedim. Kattiyen yemedi. Beni odasına götürüp köşeye dikti. Sopasıyla güzelce silkeledi ve diğerlerini sordu. Ben tabii inkar ediyorum ve milli takım futbolcularımız gibi haksızlığa uğramış gariban rolünü bilhakkın oynamaktayım. Ancak dazlak kendinden emin. "Sen kesin vardın, öbürleri Kim ?" diye sorup duruyor . Hocam benim olduğumu nereden biliyorsunuz ? Diye sordum. Sırıtarak pijamamı gösterdi. Lan olacak şey değil ama okuldaki herkesin pijaması çubuklu iken rahmetli anam bana düz lacivert bir pijama almamış mı ?  Kaçacak yere kalmadı. O zaman mecburen Işi yiğitliğe vurdum. "Hocam siz olsanız arkadaşlarınızı ele verir misiniz? Tamam ben yaptım ama sabaha kadar dövseniz diğerlerini söylemeyeceğim" diye dayılandım.  Tabii ödülümü meşhur sopayla anında aldım. Sonra beni odada bırakıp gitti. 5 dakika sonra tam kadro arkadaşlarla geri geldi. Şok geçirdim. En kötü tarafı konuştum sanacaklardı. Hepimizi dizdi ve devriye turlarını yapıp geri gelerek bir kaç posta sıra dayağı çekti. Sonra da disipline vereceğini söyleyerek yatmaya gönderdi. Ancak biz tam çıkarken unutamadığım bir delikanlılık yaptı. "Arkadaşınızı konuştu zannetmeyin, o suçu tek başına yüklenmeye hazırdı, ben gelip gözetleme deliğinden dinledim hepinizi tek tek tesbit ettim." dedi. Uyanık benden laf alamayacağını kestirince doğru yatakhaneye gitmiş. Bizimkiler de toplanmış, heyecanlı heyecanlı "Ne olacak LAN şimdi, yandık !" falan yollu konuşuyorlarmış. Sessizce Içeri süzülüp aniden ışığı yakmış ve hepsini kabak gibi enselemiş. Disipline falan da vermedi. Daha sonra merak edip sorduğumuzda "Yediğiniz dayak size yeter. Dövmeseydim disipline verirdim " dedi. Gaddardı ama doğrusu bu olayda delikanlı davrandı. Tabii dayak yanına kalmadı. Yıllar sonra (sanırım 68'de) İstanbul kız lisesinin bir çayında bir kız arkadaşımla dans ederken artık bu lisenin muavini olarak çalışan dazlağı pistin hemen yanında sırıtarak otururken gördüm. Her zaman yaptığı gibi bana "Hade bakeeem, hade bakeeem yine iyisiiin!" gibilerden şirinlik yapıyordu. Yapmakta olduğumuz hızlı dansın uygun bir figüründe denk getirip havaya sıçradım ve piste doğru önde duran ayağının üzerine o zamanki 85 kilomu düşme ivemsin katarak topuğum ile basıverdim.

Öyle bir çýðlýk attý ki orkestra falan durdu. Dans kesildi. Ben tabii alý al moru mor hallerde özürler dilemekteyim AMA dazlak neredeyse bayýlma raddelerinde, gözü bir þey görmüyor. Meðerse çok acýyan bir nasýrý varmýþ ve tam üzerine düþmüþüm. Eeee Allahýn sopasý yok derler. Deðil mi ?

 

Þimdilik benden bu kadar. Sevdiyseniz daha bir tomar var, zevkle anlatýrým.

Sizinkileri bekliyorum.

------------------------------------------------------------------------------

Tuncer hemen kendisi ile ilgili aniya asagidaki cevabi verdi   05.03.2006

Merhaba Tekin,

 

O anlattigin anilari pek hatirlamadim. Ben 1960-1961 yilinda Umit Zaim le beraber  orta ikide Eser, Mustafa , Abdullah, Bekir Kilimci,Taner Gürkan, bulundugu 2 A sinifina girdim.

Yani sen hazirlikta iken , ben Alman Lisesi 1 de idim, okulda yoktum.Bu anlattiklarini herhalde baska biri ile yasadin. Benimseninle anilarim, izciliktir.

Ayrica Yavuz Kocaömer le,  lise 1 e kadar ne gorustum, nede samimiyetim vardi. Ahmet SANAL dersen baska, o zamanlar ,resimler den gorecegin gibi celimsizdim, aynen bakimsiz tarzan. Pek kavgaci da degildim. Sen bizahmet hafizani tekrar yokla.

Yanaklarinizdan öpuldunuz.

Sevgiler

Tuncer