Sevgili Dostlar,
Bu gün, yakında gelenekselleşecek olan Erken Yılbaşı kutlamalarının 3. 'sünü gerçekleştirdik. Sevgili Tunaya, 2009 yılında olduğu gibi, bu sene de bu konuya oldukça fazla zaman, mesai harcadı ve özveriyle başarılı bir organizasyon gerçekleştirdi. Bu nedenle kutlamak için ben O'na odun.
17.30'da, çoğunlukla olduğu gibi sevgili Rosi ve Fehim, bizdelerdi. Trafik yoğunluğundan streslere girmiş olan Ahmet'ciğim, arabasını park etti ve bizleri, taksi- vapur- taksi marifetiyle kısa sürede Samatya Sedir Rest.'a ulaştırdı. Yol boyunca, Rosi koluma girdi, Ahmet elimden tuttu. Sema, zaten olmazsa olmazım. Kapıda bizi, İnci ile büyük damadı, Çağla'nın kocası Mahir karşıladı. Çağla bizim ilk gözağrımızdır. Yaklaşık 12 yaşından beri tanırız. 3 kat merdiveni azim yoluyla aşıp, en üst kata vardığımızda, orada bizi İsmail'in tanımlamasıyla, organizatörümüz Sazan Frosch karşıladı. Sevgili Bülvin'le, huysuz Keltosch, moruk kocası Tunçay da oradaydı. O'nu özellikle parıldayan kafasından ve ellerimi boş bırakmasından tanıyorum. Tutunacak dalım bile yok. Sonra iki güzel insanla kucaklaştık. Hüseyin ve Pirhan. Onların iki ayrı kişi olduklarını söktürmemiz, bayağı mücadeleli olmuştu. Pirhan'cığım da grubumuzdaki en cana yakın,samimi ve güleryüzlü eşlerden biri. Hemen peşimizden, Ahu ile çakma FB.'li Düzceer arz-ı endam ettiler. Ahu, aramıza yeni katılan bir güzel insan. Daha ikinci görüşmemiz, bir kaç da telefon konuşmamız var. Ama gönüllerimizi fethetti. Düzceer'in yanında, böyle kaliteli ve kafa dengi bir arkadaşını gördüğümüz için çok mutluyuz. Ağbimizdir, büyüğümüzdür diyoruz ama nereye kadar? Yalnızlık tanrıya mahsustur ve hayat, paylaştıkça güzeldir.
Uzun masalardan birine konuşlandık. Karşımızda, Fehim'le Roswitha, O'nun yanında Ahu, sonra Düzceer. Masanın benim tarafındaki uzantısında ise, bir boş sandalyeden sonra, Frosch,Çağla'nın tatlı kızı Ecem ve yanında Çağla oturuyordu. Karşılarında ise Yıldırım, küçük kızımız Gül, yanında Truvalı Helen lâkabıyla maruf İnci hanım, sonra da Mahir. Ben hemen fotoğraf makinamı çıkartarak çalışmalarıma başladım ve çoğunlukla yaptığım gibi, açılışı Rosi'yle yaptım. Ne kadar foto çeksek kârdaydık. Zamanı durdurmak gerekiyordu fotoğraf karelerinde. Nevin, objektifimden kaçamayacağını anlayınca, her zamanki gibi teslim oldu. Ve Süheyl'le birlikte başbaşa poz verdiler. Nevin kardeşimizin bu akşam, özellikle çok şık ve güzel olduğunu belirtmeliyim. Bir tarartan da Süheyl, yanında getirdiği müzik setini kurmuş ve salonu nostaljik bir müzik doldurmaya başlamıştı. Diğer uzun masanın başına da, Eski Kaşerlerden Tunçay bey kardeşim oturmuştu. Kendisinin, her nedense, sürekli olarak MASANIN başına oturmak gibi bir alışkanlığı var. Biz buna karışamayız. Kendisinin cinsel tercihidir. '' Erkek adam masanın başında oturur.'' gibi bir söz vardır kültürümüzde. Biz O'nu, içimizdeki 3. bir renk olarak bağrımıza bastık. Tunçay'ın karşısında, bütün zerafetiyle Bülvin kardeşimiz oturuyordu. Bu sefer, leopar desenli giysileri tercih etmemişti. Ama yine de çok şıktı. Bana sevgisini de, bir ara kafama bir şaplak atarak belirtti. Mutlaka necip eşi azmettirmiştir. Bülvin'in yanında Pirhan, sonra da Nevin ve Süheyl konuşlanmıştı. Bu durumda Hüseyin kardeşime de, Madaratör eskisinin yanına oturmaktan başka çare kalmamıştı. Hamit'in geleceğini duyduğumuzda, çok sevinmiştik. Hayaller gerçek oldu ve Hamit, yanında Çeşme Meydanlı Horoz'la birlikte göründü. Ben buna, iradenin zaferi, derim. Çeşme Meydanında bir piliç olarak yetişeceksin, sonra yarka olacaksın, yurt dışına açılıp, 22 yıl oralarda yaşayacaksın ve Bremen'in en baba meydanına dikilen heykelin en tepesine figür olarak konuşlanacaksın, sonra da yurda kesin dönüş yapıp havanı atacaksın. Helâl olsun sana Horoz kardeşim. Bu ikili, tezahüratla karşılandı ve gelip,Sema'nın yanına, Ahu ile Düzceer'in karşısına oturdu. Horoz, hemen bana dayılandı. '' Bak seni çok fena döveceğim.'' diye tehdit etti. Tevellütü eskidir. Ağbimdir, büyüğümdür. Çaresiz boynumu büktüm.'' Emret ağbi, bu can yoluna fedadır.'' dedim. Ama arkasından her geçişte de kaza süsü verip, O'na sürtünmeyi ihmal etmedim.
Hamit, yeni Katamaran'ını İstanbul'a getirmişti. Bürokratik işlemleri sonunda bitirebilmiş.
Tekne,Kuruçeşme'de Savarona'nın yanında bağlıymış. İnşallah yakın bir gelecekte, büyük bir organizasyonumuzu O'nun teknesinde yaparız. Hamit, eşiyle birlikte sık sık İstanbul'a gelip gidecekmiş. Artık O'nu, daha sık aramızda görürüz. Bodrum'da da ziyaretine gideriz. Hamit'in annesine sevgi ve selamlarımızı gönderip, ellerinden öptüğümüzü iletmesini söyledim.
Sonra Saffet'le Serpil geldiler salona. Saffet'in, iş, Vakıf, İst. Spor üçgeninden sıyırtıp aramıza gelmesi çok güzeldi. Onları, Tuncer'le Berna takip etti. Hemen hazır ol'a geçip, esas duruş gösterdim. Tuncer kardeşime, saygıda kusur etmemeliydim. O da yanağımı okşayarak, beni takdir etti. Ardından da değerli iş adamlarımızdan Gürsel kardeşimle, eşi Jülide hanım salona girdiler. Gürsel'i görmeyeli epey olmuştu. O'nu ve güzel gülüşünü özlemişim. Adnan'ın gelişi epey ses getirdi. Kafasına çarpan balonlardan külliyatlı bir miktarı telef oldu. Frosch'umuzun direktifiyle Zülküf kardeşim, salonumuzu sarı- siyah balonlarla ve ışıltılı tüylerle süslemişti. Çok güzel bir ambians vardı yani. Fotolarını da çektim, tabii Adnan patlatmadan önce. Sevimli eşi Gülgün'ün ise, böyle bir sıkıntısı yoktu. Yurt dışından ayaklarının tozuyla bizlerle birlikte olmaya gelmişlerdi. Onlarla kucaklaşmak çok güzeldi. Bu grup da gelip, başında Tunçay kardeşimin oturduğu masaya yerleşti. Eser'le Fahiran geldiğinde ise, büyük bir alkış koptu. Salon aydınlandı. Eser'den yansıyan ışınlarla, salondaki ışık değeri, kim bilir kaç Lümen fazlalaştı. Eser, kalın bir palto giymişti. Sordum, '' Zaman kötü.'' dedi. '' Aranıza geliyorum, kendimi kollamam lazım.'' diye ilave etti. Meğer, tedbir -i kıyafet etmiş. ( Tebdil değil) Onlar da Süheyl'lerin masaya karşılıklı oturdular. Ardından zabitan takımı göründü. Deniz Kuvvetlerinin medar- iftiharı Berbat kardeşimle, Huysuz İsmail bey kardeşim salona giriş yaptıklarında, büyük bir tezahüratla karşılandılar. Ömer, benim yanıma oturdu, İsmail de diğer masanın dibine. İkisi de çok neş'eliydi. İsmail, yine bir yolunu bulup, Meral'i ekmeyi başarmıştı. Başka bir deyişle, izin alıp evden tüymeyi. Gelirken de ördek niyetine, Ömer'i yoldan kapıp getirmişti. Sonra Dürr Ömer geldi. Sevgili Berna'ya grip mikrobu bulaştırmış, kardeşimizi yataklara düşürmüş, sonra da sıyırtıp, soluğu Samatya'da almıştı. O da yine sevgi gösterileriyle karşılandı. Arabalı vapur tercihi ile İst. trafiğinden yırtmıştı. Bu bilgi bana, Fehim'in kararında ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Bizleri, Bostancı'dan Sedir'e 50- 55 dk.'da getirmişti. Aramıza en son katılan, yanındaki genç ve zarif hanım arkadaşıyla Sabri oldu. Bizim masanın en sonuna oturmayı yeğlediler. Fakat merak, kediyi öldürürmüş. MDR. olarak Ömer ve vak'a nüvis olarak ben, gidip yanlarına çöreklendik ve bu gizemli beraberliğin sırlarını çözmeye çalıştık.Nilgün hanım, bir turizmciymiş ve kendi işini yapıyormuş. Ve bir yengeç kadınının bütün sevecen özelliklerine sahipti .Çok da tatlı dilliydi. Sabri de her zamanki gibi, esprileriyle ortalığı kasıp kavuruyordu.
Önce Tunçay, sonra da Tunaya, her zamanki gibi, aramızda bulunmayanlara ( Ruhları şad olsun) ve bulunamayanlara ( Kıskançlıktan çatlasınlar) kadeh kaldırttılar. Tunaya konuşma yapacaktı. O'nu takdim etme işini kimseye bırakmadım. Önce göbek adından başladım,NADİR KALKAN dedim, olmadı, ENDER KALKAN dedim, içi dolmadı. MUSTAFA KALKAN dedim, kargalar korkacak. TUNAYA KALKAN dedim, pek kimse tanıyamadı. VE FROSCH KALKAN dedim,bir alkış tufanı koptu. Sonunda aklıma geldi odun, son noktayı kodum. Ve sahneyi kendisine terk ettim. Söz alan Frosch'um, tahsilatlarını yapmış bir organizatörün kendinden emin edasıyla, SAZI ELİNE ALDI. Bizler ise, paralarla kaçmasın diye, sürekli tetikteydik. Çıkış kapısına bile nöbetçi dikmiştik. Bu herif, çakaldır. Üç kuruş yemek parasına tamah edip, karıyı, çoluğu, çocuğu ,torunu bırakıp, Amerika'ya bile kaçabilir. Anlattıkça anlattı.Bir şey aramış bulamamış. Bulsaymış, HEPİMİZE VERECEKMİŞ. '' Takma kafana, verdiklerine say.'' dedik. Adam resmen kendini pazarlıyor. GöZünü para hırsı bürümüş. Sonra küçük çamlar peşine düşmüş. Bildiğimiz ÇAMCIK yani. Sonra bizlerin bu yaşta, bu minik ağaçlarla ilgilenmeyeceğimizi düşünüp, vazgeçmiş. Kendi hesabına konuşsa iyi olurdu. Zaza, Levend, ben, Fehim ve bazı arkadaşlar, çakı gibi maşallah. Dimdik, dimdik. Halbuki Frosch'um, ''Çamcıklar out, plastik ağaçlar in.'' deseydi, daha etik olurdu. O da,artan parayla 9 adet Milli Piyango bileti almış hepimizin adına. İkramiye çıkarsa, kaçıp yurt dışına yerleşecekmiş. Bu nedenle, bilet numaralarını bizlerle paylaşmadı.Verdiyse de ben bilmiyorum. Amorti bile çıkmaz inşallah. Yazıklar olsun O'na. Hakkımızı helâl etmeyiz. Allah senin cezanı verecek. Biz tüyü bitmemiş yetimlerin rıskını yemek, sana yakışır mı? O'na, testi kırılmadan sesleniyorum. Hop, hop, tutun kaçmasın. Su dökün üzerine, alın biletleri elinden. Sonra da bayanlara, yuvarlak ( inbe rumuzu) bir şeyler dağıttı. Ben kartviziti sandım. Prezervatif sananlar da olmuş. Meğer ince,zarif, ucuz bileziklermiş. Konuşması sırasında Frosch'umu, sürekli destekledim, enerjisini yüksek tutmayı ve mutluluk hissetmesini sağladım. Yaklaşık 1saat 45 dk. konuştu. Buna rağmen büyük takdir ve alkış topladı. ( Konuşmasını bitirdiği için.)
Moderatörlük konusu da ortaya atıldı. Berbat'ım, bunun ne kadar özveri isteyen, meşakkatli bir iş olduğunu anlattı. Herkes tırstı, irite oldu.Bu mesaisi yüzünden, İklil'le bile arası bozulmuş. '' Kardeş gibi olduk.'' dedi. Ben tam adaylığımı koyacaktım ki, bu cümle beni bozdu. Vazgeçtim. Aynı şekilde kimse de adaylığa yeltenemedi. Ve sevgili Ömer, büyük takdir ve tezahüratlarla en az 2 yıllığına, yeniden Moderatör seçildi. MDR'liği hakkıyla yaptığına kanaat getirilip, ibra oldu. Hayırlı olsun. Bazılarıyla da bir tek O başedebilir zaten. Kıskananlar olmuş olabilir. İsim vermek bana yakışmaz. Masanın başına oturmasaydı. Ama zikretmediğim bu asabi kardeşimin de,necip tarafları ve sıradan bir üye olduğu halde, grubumuz adına yaptığı pek çok hizmeti ve güzellikler vardır. Kendisini takdir eder, elleriz.
Küçük ve büyük gruplar halinde sürekli sohbetler yapıldı. Saffet, Tunçay, Tuncer, Gürsel, Eser, Sabri, Süheyl, tüm grupların temel taşıydı. Herkesin neş'esi yerindeydi. Hanımlar başta olmak üzere, pek çok arkadaşımız sürekli yer değiştirerek sohbetler ediyor, kaynatıyorlardı. Fehim,Hamit'le Düzceer'in arasına gitmişti. Uzun süre sohbet ettiler. Ben zaten sürekli konsomasyondaydım. Dürr, Ente, Kongosch ve Frosch, bir ara işi göbek atmaya kadar götürdüler. Çevrelerindekiler de, habire onlara basıyorlardı paraları. Ama sert olsun diye, bozuk paraları tercih ediyorduk. Gece boyunca Dürr'ün, Tunçay'ın, Frosch'un müteaddit defalar saldırılarına maruz kaldım. Fotolarla da sabittir. Şikayetçi olacağım. Ama iman gücüyle küffarı tarumar ettim.
Gözlerimiz, İklil'i, Dürriye'yi, Meral'i, Feray Günal'ı, Mine'yi, Ayşe'yi, Serap'ı, Feyyaz'ı, Sevinç'le Doğan'ı, Fatma'yı, Ateş'i, Leyla'yı Haldun'u, Ferhan'la Esat'ı, Emine ile Naci'yi, Binnur'la Müjdat'ı, Nursen'le Celal'i, Filiz ile Abdülkadir'i, Nur ile Ata'yı, Duygu ile Sacit'i, Reyhan'ı, Mukaddes'le Alp'i, Nihayet ile Zeki'yi, Sema ile Zaza'yı, Emre ile Fevziye'yi, Gonca ile Şanal'ı, Birsen'le Kemal'i aradı. Bir şeyler eksik kalmıştı yani. İnşallah tam kadro ile katamaranda olacağız. Gece boyunca fotoğraf makinamla ,hiç bir kareyi kaçırmamaya çalıştım. Bir ara, Hz. C sınıfı olarak ( Sabri 1- C) foto çektirdik. Fakat bazı kıskanç ESKİ KAŞER arkadaşlarımız da, kafayı bu fotoğraf karesine sokmayı başardılar. Aslında kendileri başka şubedendi. Bu anlamda asil de değildi. Ama büyüklük bizde kaldı. Karambolde de kendisini bolca taciz ettik. Zaten Frosch, bu fotoya girememiş. Kongosch'u, Frosch'un dublörü olarak kabul edeceğiz. Sonra hep birlikte olmazsa olmazımız, okul marşımızı söyledik. Bütün Samatya dinledi.
Yemekler gerçekten, çok lezzetli ve doyurucuydu. Tunaya hiç bir fedakarlıktan kaçınmamıştı. Biz, karı- koca alkol almadık. Ama alanların hâllerinden de, alkolün kalitesinin yüksek olduğu belliydi. Servisteki çocuklar da canla başla koşturuyorlardı. Arkadaşlar kendi araçlarıyla gelmeyi ret etmekte haklıydılar. Dönüş yolunda 3 defa kontrol ile karşılaştık. Ama ekipler, Dürr'ün tipine ve kullandığı arabanın kalitesine bakıp, '' Bu ağada içki içecek tip yok.'' diye düşündüklerinden olsa gerek, kontrol edilmeden salıverildik. 22.30'dan itibaren dağılmaya başladık. Bir grup, son vapur olan 23.00 seferine yetişmek üzere harekete geçti. Son anda Nevin'le Süheyl'i esir alıp, birlikte bir aile fotosu çektirmeyi başarabildim. Ahu'yla da bir sürü foto çektirdik. Kirpiler çatlasın. Sevgili Dürr bizi evimize bırakacağını söyleyince, 1 saat daha kalabilmek için onunla dönmeye karar verdik. Pirhan- Hüseyin, Adnan- Gülgün'le sohbet etme fırsatımız doğdu. Düzceer ve Ahu, hayatlarından memnunlardı.Bu kız, kısa sürede Sarı- Siyah camiasına ısındı. Ne kadar kafadan olduğunu gösterdi. Derken meyveler ve kahveler geldi. Kahveler de kıvamındaydı. Ve 23.30'da terk-i Sedir ettik. Ben,Dürr'ün yanına kuruldum. Sabri de arkaya Sema ile Nilgün'ün arasına yayıldı. Önce Nilgün hanımı Mecidiyeköy'e, sonra Sabri'yi evine bıraktık. Sevgili Dürr, sonra da bizi evimize bırakıp, '' Ben yalnız bir kovboyum ve evimden uzaktayım.'' şarkısını mırıldanarak, gazı topukladı ve gözden kayboldu.
Bu güzel gecemizin naklen yayınını bitirirken, öncelikle organizasyonu yapan Tunaya kardeşime ODUN, sonra bu geceye katılmamızda en büyük etken olan Ahmet- Roswitha çiftine, sonra dönüş yolundaki sponsorumuz Dürr kardeşime ve gecemize neş'e ve mutluluk katan tüm kardeşlerimize, teşekkürü bir borç bilirim. Sevgilerimle.
Vak'a nüvis Tayfun

Samatya tasvirimde, gözlerimiz onları aradı, derken, Cevdet'ler gibi yurt dışında, Taner'ler gibi İst. dışında
( Yarım müstesna)olan kardeşlerimin, zaten katılamayacaklarını bildiğimden isimlerini zikretmedim. Ayrıca Mahir'ler gibi çok sık aramıza katılamayan bazı kardeşlerimi anmayı da unuttum. Başka unuttuklarım varsa, affola. Yaşlılığıma verin.Sevgilerimle.
Tayfun