Sevgili Arkadaşlar,

Geçtiğimiz cuma akşamı, tadına doyum olmayan bir beraberliği, hiç bitmesini istemediğimiz bir PANNA gecesinde yaşadık.
Bu güzel geceyi hazırlayanlara, başta sevgili Ferhan ve Esat kardeşlerimiz olmak üzere, yürekten teşekkürler. Kendilerine yeni işyerlerinde, sağlıklı günlerde hayırlı işler ve kâr bereketi dileriz. Bu ve benzeri birliktelikleri eksilmeden, uzun yıllar gerçekleştiririz inşallah.

Sizlere gecenin resimlerini, Panna öncesi Tayfunlarda çektiklerimle birlikte gönderiyorum.

Hepinizi sevgi ile kucaklıyorum.

Doğan Gürsoy

-------------------------------------


Ferhan,Esat ve genç yardımcılarına teşekkür ederim.Ferhan bol çeşit sundu.
Bol çeşidi beklediğimden ben de hazırlıklı geldim.Dün öğleden sonra yemek yemeden geldim.
Zeki Toral'ın memleket özlemi pastırmalı kuru fasulyeyi ana yemek yaptı.Ancak diğer
çeşitler de çok lezzetliydi.Ben zeytinyağlı dolmaların altını çizeceğim! Çünkü diyet
uzmanları ve bilim adamları illa da Akdeniz diyeti diyor! Ülkemizde de lezzetli zeytinyağı
var.Ancak seyrek kullanıyoruz.Zeytinyağı tüketimini arttırmalıyız! Ferhan'ın örnekleri bunu
tekrar hatırlatmış oldu.
Dün akşam Kuntsav Foça ve Ali Candan isimli arkadaşları tanımış olduk!(isimde yanlışlık
olursa düzeltmesi Tayfun tarafından yapılabilir.) Foça seyrek raslanan soyadı ile zaman
zaman adıgeçenler arasında idi.Ben soyadının kaynağını da sordum.Tabii Dedesi tarafından memleketi olması nedeniyle seçilmiş.
Unutmadan bir noktayı söylemek istiyorum.Panna'ya karşıdan ulaşım Metrobüs ile kolay oluyor.Dönüşte 50 dakikada Çapa'ya geldim!Oysa gelirken gemi ile geçmiştim.Ve Kuruçeşme
ile Nişantaş durakları arasındaki anayol tıkanmıştı.Ayrıca yan yoldan kaçan minibüs şöförü
ile yolcular arasında tartışma yaşandı.

Sözü tayfun'a bırakıyorum
Ateş Ülker

----------------------------------------------

Değerli Kardeşlerim,
Cuma akşamı, bütün ağrılarıma, halsizliğime ve uykusuzluğuma rağmen Panna'daydık. Çünkü Esat kardeşim, Panna Büfenin önüne, özellikle benim için bir dizi BABA diktirdiğini yazmıştı. Yani içeride yer kalmasa bile, dışarıda oturacak 5-6 BABA hazırdı. Ben de, kendim oturmasam bile, nasıl olsa bu BABAlara oturtacak birilerini bulacağımdan emin, bu fırsatı kaçırmadım. Ne de olsa '' Kör tuttuğunu BABAlara oturtur.'' diye boşuna söylememişler. Orada, çok neş'eli bir 4 saat geçirdik. Belki de şimdiye kadar olan Panna toplantılarının en gırgır dolusu, en şamatalısı, en kahkahası bol olanıydı. Ancak perhizde olduğumdan, yemek yemedim, sürekli ayaktaydım. Çoğunlukla foto çektim. Bu yorgunluğun arttırdığı ağrılar nedeniyle de, sabah 09.00'a kadar uyuyamadım.Sonra gözümü açtığımda, saat 18.30'du. Çocuklar, 19.00'da Ateş bebeğimizi bize bırakıp, ilk defa bir gece birlikte dışarı çıktılar. 23.00'e kadar onunla ilgilendik. 23.00'den Pazar gecesi 24.00'e kadar da az bir şey uyuyup, 61G toplantısı ile uğraştık. Telefonlar ettik. Bu nedenle, Panna gecesinin ahvâl- tasvirine ancak başlayabildik. Tamamlayınca da göndereceğiz. Ardından da kısa sürede bolca foto paylaşacığım sizlerle Zeki'ciğim.
Ferhan'ın neş'esi ve mutluluğu, zirve yapmıştı. Bunda, uzun süredir Panna'da toplanmayışımızın yarattığı hasret de vardı tabii. Her birimize, sıkı sımsıkı ve sevecen bir şekilde sarıldı. Beni, hepinizden fazla sevdiğini söylememe gerek yok her halde. Yanında necip ve Ehtosch bir beyefendi vardı. O da çok kibardı. Hepimize kandini öptürttü ve bütün gece hiç bir şey aksamasın diye, çırpındı durdu. Garanti, kına ya da nışadır kullanmış gibi bir hâli vardı. Ama Panna büfede yepyeni bir güzellik bizleri bekliyordu. Öncelikle, Onur isimli, çok temiz yüzlü, 17 yaşında bir garson kardeşimiz vardı.Öğrenciymiş. O da diğerler gibi part-time çalışıyormuş. O kadar çalışkan, kibar ve iyi niyetliydi ki, onunla sohbet etme ihtiyacı duydum. Birlikte fotolar da çektirdik.
Nezaket haddeden geçmiş,

Yâl -ü bâl olmuş sana. Mısraları, onun için yazılmış gibiydi.Sonra çok çok güzel bir Rus kızıyla tanıştık. Ksenia. Rus dedimse, bizden iyi Türkçe konuşuyor. Öylesine kibar, öylesine tatlı dilli. İst. Üni. İspanyol Dili ve Ed. 3. sınıf öğrencisi. Üstelik de hem zeki hem akıllı. Bu gün cepten aradım. Numaramı falan bilmez. '' Alo.'' dedim,
'' Merhaba Tayfun bey.'' deyip, hatırımı sordu. Epey sohbet ettik. Sevgili Krokhaleva da masaların arasında , bir peri kızı gibi uçuşarak servis yapıyordu. El sıkışırken, zarif parmaklarına zarar vereceğim diye korktum.
Mey süzülmüş şişeden,
Ruhsar-ı âl olmuş sana. Mısraları da O'nun için yazılmıştı adeta. Eksik olmasınlar. İkisi de çok mutlu ettiler bizi. Ksenia ile de bir sürü foto çektirdik. O anda, bir kıza, bir de etrafımdaki huysuz ihtiyarlara baktım, özellikle bazılarınıza.( Hâşa huzurdan, tüm eşlerinizi bu yazdıklarımın dışında tutuyorum. Onlar, gönüllerimizin asla solmayacak sultanları, gülen yüzleri ve kraliçeleridir. Onlarsız hiç birşey asla olmaz. ) Hepinizden soğudum.
( Doğan'dan,Süheyl'den, Ateş'ten, Müjdat'tan soğumadım. ) Zaten belim ağrıyordu, belimi de üşüttüm. İrite oldum, dünyam karardı. Bundan sonra Sema'yı alıp, Panna'ya gidecek, Ferhan'cığımın gülen yüzü, Onur ve Ksenia'nın servisleri eşliğinde, köftemi yiyecek, mutlu olacak ve seviyeli beraberlikler yaşayacağım.
Tunçay'ın fırçasını ye, Ehtosch'un kahrını çek, Tunaya'nın geçirmelerine katlan, Kemal'in ve Dürr'ün yetkili organlarının problemlerini dinle, Eser ve Veysi'nin güler yüzlerine katlan, Düzceer'in sahtekârlıklarıyla boğuş. Getireceğim deyip, yine Ahu hanımı getirmedi. Allah bilir, Pazar günü Ada'ya da götürmez. Selim'in köpeği Dalton,ısırdı ısıracak diye gerginlik yaşa, hangi köşeden çıkıp, ne gün aramıza katılacağı belli olmayan Fahri'nin yolunu gözle, Naci acaba yanlışlıkla takma dişimi çeker mi diye titre, Cevdet'in yolunu gözle. Kuntsav aramıza yeni katıldı.Hadi O'na bulaşmayayım. Ali Candan Büyükçelen'e de.O bizim köyden değil.Sabri'nin ser'i esprileriyle gülme krizlerine gir, Ente'ciğim bu gün beni sevecek mi yoksa dövecek mi? diye ikilemde kal. Arkadaşlar, ben bütün bunları çekmeye mecbur muyum? Ya da çekecek insan mıyım? Bu nedenle hepinizden nefret ediyorum. Son olarak da kendimden soğudum ve nefret ediyorum. Artık aynaya da bakmayacağım. Hoş geldin Onur, hoş geldin Ksenia. Sizlerdeki güzelliği görünce, bütün 50 yıllık arkadaşlarımı bir kalemde sattım. Tanrım, bu şerefsiz davranış, bana yakıştı mı? Olsun, ben Rusçamı ve İspanyolcamı geliştirmeye kararlıyım. Bu yola başkoydum yani. Yaşasın Panna Büfe, yaşasın gençler, kahrolsun moruklar.
Evet sevgili okurcurlarım, ( Aburcubur okurlar anlamında) Panna'da yaşadığımız güzelliklere gelmeden önce, bir hafta geriye dönmekte fayda görüyorum. Bir ay kadar önce telefonda konuştuğum canım arkadaşım 191 Kuntsav Foça, beni arıyordu. İstanbul'a gelmişti ve nasıl görüşebiliriz, diye soruyordu bana. Hemen O'na, ''Başka kimleri görmek istersin? '' diye sordum. Ve hemen telefona sarılıp, önce Doğan'ları, sonra da Tunaya'ları, 18- Kasım- Cuma günü öğleden sonra bize davet ettim. Önce Kuntsav geldi. Her zamanki gibi kibar ve nazikti. Tabii gün içerisinde, biz O'nun yüzünü gözünü biraz açtık. Bu beyefendiliğiyle Panna'ya gelmesi, fevkalâde sakıncalıydı.Küfür duymayı bile unutmuş. Diyar-ı Alamanya'da insanlar kızınca, en fazla bir Schwein diyorlarmış.Burası müslüman ülke tabii. Domuz haram olduğundan, biz adamın anasından danasından girer, yedi sülalesinden çıkarız. 14.30'da Tunaya ve İnci, gayet de dakik olarak, kapıyı çaldılar. Doğan, gecikeceğini söylemişti. Ama söylediğinden de daha fazla gecikince, Sema, kadınbudu köfte, barbunya, börek, salata ve ravaniden oluşan okul mönüsünü servis masasına getirmeye başladı. Beklenen etki olmuştu. Anında kapı çaldı. Doğan, Selim ve Dalton, kapıda göründüler. Dalton için, '' İt'' diyemiyorum. O kadar küçük ki, bu nedenle ona '' Bit'' desek yeridir. Yendi, içildi, sohbetler edildi, Kuntsav'ın yüzügözü açıldı ve Panna'ya götürülecek kıvama geldi. Bu arada, ben perhizde olduğumdan, foto çekerek kendimi avutuyorum. Tunaya bana, bir Küçükkuyu DVD.'si getirmiş, eksik olmasın. Orada Dürr'ün, tesettürlü ve müslüman donlu görüntüleri varmış. Bakak, görek. Sizlerle paylaşacak bir şeyler bulurum elbet. Tunaya ile, kameradan kameraya kayıt yapacaktık. Ancak canım Frosch'um, bütün aramalarına rağmen, bağlantı kablosunu bulmadı. Prostat ameliyatı oldu ya. Onunkini her halde portatif yapmışlar. İnci'nin sakladığı yerden bulabilirse, kısmet bir dahaki sefere inşallah,diyoruz. İnci, uslu uslu oturdu. Her zamanki gibi sessizdi Truvalı Helen'im. Selim ise, Doğan'ın korumalığını mı yapsın, Dalton'la mı uğraşsın, yoksa Tunaya ile birlikte ikide bir balkona çıkıp, dumansız hava sahası kampanyasına darbe mi vursun? Şaşırmış haldeydi. Dalton da iyi terbiye görmüş. Geldiğinde, beni tırmalamasını saymazsak, bütün gün Sema'nın peşinde seyirtti durdu.
Saat 19.00'a doğru, Panna'ya gitmek üzere yola çıktık. Kuntsav, uzun yıllardır görmediği arkadaşlarına, Doğan ise,Tunçay'a emanet ettiği eşi Sevinç'e kavuşacağı için heyecanlıydı. Tunaya'lar Kuntsav'ı alıp, önden yola çıktı. Bizler ise, Selim'in arabasıyla ardından. Yolda bizi Tunçay arayıp, Panna'nın tarifini sordu. Oysa oraya en az 3-4 defa gitmişti. Ne de olsa yaşlılığına verip, Sema marifetiyle iyice bir anlattık. Yarım saat sonra, biz onların yemeği yarıladığını düşünürken, kaybolduğunu beyanla, yeniden aradı necip kardeşim. Tekrar anlattık. Allahtan, daha sonra da iki defa Sevinç'e arattı utancından da, benim tasvirlerimle yörüngeye girdiler. Zaten aynı anda da bizler de Panna'yı uzaktan görmeye başlamıştık. 5 dk. sonra da Panna'daydık. Ben Selim'e '' Şoför bey, babalara geldik. Lütfen, müsait bir yerde inebilir miyiz?''diye seslendim. Panna Büfeye girerken, mekanın çok sevimli ve ferah olduğunu fark ettim. Ferhan ve Esat, bizi kapılarda karşıladılar. Ve grubun büyük bir kısmının,masalarda yerlerini almış olduğunu ve kıskanan gözlerle beni süzdüğünü hissettim. Bayanlar hariç tabii. Ferhan'la sarılışıp, Esat'a paça-kasnak daldıktan sonra, masalara yöneldik. Tuttuğumu öpüp, tutamadıklarımla el sıkışarak selamlaştım. Sırasını şaşırabilirim ama yanılmıyorsam, biz gittiğimizde Veysi- Nükhet, Tunçay- Bülvin, Sevinç, Tunaya- İnci, Kuntsav, Müjdat- Binnur, Fahri, Ateş, Düzceer, Ali Candan Büyükçelen, Tuncer ve itin babası, rengi düzelmiş Kemal oradaydı. Sonra saat 20.00 gibi, sevgili Ente, diğer toplantısına katılmak üzere aramızdan ayrıldı. daha sonraki zaman diliminde de Süheyl- Nevin, Cevdet- Merethe, Eser- Fahiran, Dürr,Sabri, Naci- Emine aramıza katıldılar. Dedim ya, muhteşem personelin de katkılarıyla, en neş'li Panna beraberliklerinden birini yaşadık. Ben vaktimi, 4 saat boyunca ayakta foto çekerek, huysuz ihtiyarlarla ikili ya da çoklu mücadelelere girerek, şarkı söyleyerek, dostların hatırını sorarak ve personelle yakınlık tesis ederek geçirdim. Onlarla birlikte, bol bol fotolar çektirdik. Daha sonra sonra mutfakta, İrem ve Ozan isimli iki genç arkadaşımızın daha olduğunu öğrendik. Onlar da, çok samimi ve cana yakın arkadaşlardı. Onları da kadrajımıza dahil etmeyi ihmal etmedik.
Mönü çok zengin, lezzetli ve doyurucuymuş. Ne yazık ki bunları, tadarak değil de, izlenimlerden öğrendim. Ancak aç kaldığımı sanmayın. Gecenin sonuna doğru, yarım ekmek arası köfteyi afiyetle götürdüm. İtiraf ediyorum,bir tek de tulumba yedim. Beni kıskanan Sema da, aynısından söyledi. Sonradan dolmaların lezzetini duyduğumda, Sema, '' Ben de yemedim ki, sana tattırayım.'' demesin mi? Bir aile katliamının eşiğinden döndük. Sevgili Ferhan, ellerine sağlık. Her şey çok lezzetliymiş. Servis de, tekrar ediyorum, eksiksizdi. Onların hepsine 10 tam not veriyorum. Ama bir tanesine, yıldızlı pekiyi. Bir ara Cevdet, her zamanki gibi bir şişe çıkararak, arzu edenlerin kadehlerine hacı yağı ya da gülsuyu gibi bir şey dağıttı. Herkes afiyetle içti ve büyük takdir topladı. Bir grup kardeşimiz ise, kapının önüne konmuş bir yuvarlak masanın etrafında toplanmışlardı. Böylelikle, aralıksız nikotin tüketebiliyorlardı. Masada, paltosu ve fötr şapkasıyla, Eddie Constantine edasıyla Selim kardeşim oturuyordu. Etrafında da, Sabri, Dürr, Tunçay, Doğan, Naci, Süheyl gibi karanlık yüzlü şahıslar. Gecenin büyük bir kısmını, bana nasıl muzurluk yapacaklarını planlayarak geçirdiler. Allahtan, beni seven Emine kardeşim, sürekli olarak onların hain planlarını bana iletiyordu da, ben de tedbirimi alıyordum. Bundan sonra kendisine Mata Hari Emine diyeceğim. O küçük köpeğimsi şey de, nasıl olsa bundan benim payıma da bir şeyler düşer edasıyla, beni süzüyordu.
Bir ara Tunçay, beni dışarıya çıkarmaya çalıştı.Bir şeyler planladıkları belliydi. Ama hayvan terliydi, yemedi. Babalara gelmedim. Düzceer, bizi hayretlere gark etmiş, yine Ahu hanımı aramıza getirmemişti. Ama artık bardak taşmıştı. Kendisini Ahu hanıma, kesinlikle gammazlayacağıma söz verdim. 22.00 gibi ayrılmalar başladı. Ben, her ayrılan grupla birlikte sıraya girip, Ferhan'cığımı ama özellikle de Ehtosch'cuğumu öpüyordum. Böylece tam 23 defa Ehtosch'umla aşna-fişne olduk. Süheyl ayrılmadan, 20- Kasım- Pazar günkü Büyükada kocayemişler gezisini bir daha duyurdu ve Kuntsav'ı kaptığı gibi gecenin karanlığında kayboldu. Kuntsav'la ertesi gün konuştum. Kardeşleriyle beraber geçirdiği bu geceyi, uzun süre unutamayacak gibiydi. Belki de kesin dönüş yapar. Ateş ve Fahri'nin katılımları, gerçekten güzel birer sürpriz olmuştu. Hele Ali Büyükçelen'in, Cevdet'in haber vermesi sonucu aramıza katılması, çok güzeldi. Bundan sonra, daha sık beraber olacağa benzeriz. Eşlerimiz de, çok neş'eli ve bol kahkahalı bir gece geçirdiler. Hele Sabri'nin civarındaki hanımların yüzünden, gülücükler eksik olmadı. Böyle espirik bir kardeşim olduğu için mutluyum. Tunçay'la zaman zaman, ikili mücadelelere giriştik ve ondan iki puan aldığım sırada bir hatıra fotosu da çektirdik. Ayrılırken rahatlamış gibiydi. Eser ve Müjdat da, yine grubumuzda kibar kardeşlerimizin de bulunduğunun birer göstergesiydi.
22.15, mutluluk ve hüznün birbirine karıştığı andı benim için. Mutluydum, çünkü bir kere daha öpüşme fırsatı doğmuştu. Hem de herkesle. En kısa zamanda tekrar görüşmek üzere vedalaştık. Hüzünlüydüm, çünkü Panna Büfeden ayrılıyordum, gurbeti gönlümde duya duya. Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. Sevgili Selim'e teşekkür edip, bu kez de Dürr'ün makam arabasına kurulduk. Kontağı çevirdiğinde, az önce nefret ettiğim morukların özlemi yüreğime düşmüştü bile. Onları yeniden sevmeye başladım. Ama şımarmasınlar, aynı şartlar altında, hiç acımam hepsini yeniden harcarım. O, önce Düzceer'i, ardından bizi evimize bıraktı. Sonra vitesi ikiye takıp, ani bir patinajla Erenköy bölgesini inletti ve gecenin karanlığında sevgili eşi Berna ve kızı Banu'ya kavuşmak üzere gözden kayboldu. Bostancı'ya vardığında, bu gece bütün yaşadıklarını unutmuştu. Ne de olsa hafıza kayıplıydı ama bizim canımız, ciğerimiz, vazgeçilmezimizdi. Bu muhteşem geceyi bizlere yaşatan herkese tekrar teşekkür ediyorum.
Vak'a nüvis Tayfun