23 Eylül 2011

Sevgili Arkadaşlar,

Uzun süredir Ada'ya yapamadığımız geleneksel ''balık çorbası'' gezimizi 9 Ekim Pazar günü yapıyoruz.

Ada'ya yolculuğumuzun rahat olması için Şehir Hatları vapurlarını tercih ediyoruz.

Program şöyle:

B.Ada'ya vapurla haraket: Kabataş - 09.10 B.Ada varış- 10.40
Kadıköy - 09.30 10.40
Bostancı - 10.30 11.05

B.Ada İslele kafelerinde buluşma ,

Faytonla Lunapark Meydanına hareket - 11.30

Aya-Yorgi Tepesi'ne veya Viran Bağ'a , sonradan Aşıklar Yolundan
İskele Meydanına yürüyüş, varış.

İskele lokantalarının en uygununda balık çorbası, roka/salata,rakı ve balıktan oluşan yemeğimizi alış - 14.00

Ey uygun tarifeli vasıta ile İstanbul'a dönüş.

Süheyl Açıkel

 

Mutad Yıldızlar Kafede buluşma ve ada çaylarımızla gelenlere merhaba,

 

 

(3) & (4) Ekip yürüyüşe ve at arabalarına yönelmiş, grubun yıldızı küçük Mine, yağmura aldırmadan atları görmeye koşuyor.

 

(5) & (6) Aynı faytonu seçen bekarlar grubu, grubun yarısı faytona binmeden sadece yürüyüşü tercih ettiler.

 

(7) & (8) Grubun en delikanlısı seçilen Aile faytonlarının başında poz verirken; onlar kar,fırtına,boranın sükun bulacağına inanmışlardı ve mahcup olmadılar.

Damat Yıldırım selam dururken =))),

 

 

(9) Ağır toplar ağır ağır Tepeköy’e tırmanırken,

 

(10) & (12) Eski Rum Yetimanesi önünde at ve taylara ot verirken,

 

(13) Ağaçlar ve aradan Heybeli,

 

(13) İş adamları almışlar başları, zirveye ulaşmışlar bile...

(14) İsmini çıramadığımız, Rozwita’nın ....Huhn diye bize Almanca’sını hatırlatmaya

çalıştığı ehli keklik cinsi tavuklar.

 

(15) İş adamları konulara çok daldı geride kaldılar,

 

(16) Ayşen önde Sema ve Rozwita’ya yetişmeye çalışıyor.

 

(17) KKM da elindekiyle oyalanmaya çalışıyor.

 

( 18) İşadamları son durağın önünden seyirtirken.=)))

 

(19) Tepeköy sırtlarında Heybeli ve Kınalı,

 

(20) & (21) Kapri Restoran’da neşeli balık çorbası partimiz.

 

 

(22) Sevgil Mukaddes’in getirdiği Doğum Günü pastası mumunu sevgili Alp bizim bahçede üfledi.

Bu duruma gökler bile ağladı,

Süheyl Açıkel

___________________________________________________________________________

Değerli Sarı- Siyahlılar,

Süheyl kardeşimizin organize ettiği ve kar, fırtına, bora bile olsa gideceğiz, diyerek hepimizi dolduruşa getirdiği geleneksel Ada gezimizin heyecanı hepimizi günler öncesinden sarmıştı. Biz bile son anda katılmaya karar verdiğimiz halde, tirtir titriyorduk. Bu sabah 09.30'da, her zamanki dakikliğiyle sevgili Fehim ve Rosi, kapımızdaydılar. Sağanak yağmur altında arabaya kendimizi attık ve mutluluğumuz başladı. Kısa bir süre sonra Bostancı iskelesindeydik. Fehim, makam arabamızı park etti ve geldi. Bizlere poğaça, çay ısmarladı. Kendisi de günlük gazetelerini hatmetmeye başladı. Bu anlar, fotolar ile tespit edilmiştir. Cafede yanımızdaki masadaysa, kargalar kahvaltılarını ediyorlardı. Ama ben her zaman, geç kalmaktansa, erken gitmenin faziletine inanmışımdır. İskeleye döndüğümüzde, Emine- Naci, Fahiran- Eser, Ayşen -Timur, Ente ve Dürr Ömer oradaydılar. Meğer bu Pazar, ismi Berna olanlar için sokağa çıkma yasağı varmış. Her iki Berna kardeşimizi de görememenin üzüntüsü içerisinde, kocalarını ihtirasla öperek cezalandırdım. Artık ne bu Ente'nin eti yenir ne de Dürr'ün hacılığından hayır gelir. Emine'yi de çok özlemişiz. Her zamanki gülücükleri ve dağıttığı pozitif enerjiyle, adeta gelemeyenlerin yokluğunu bize hissettirmemeye çalıştı.Vapurdaki zamanımızı, Sema pantolonunun paçasındaki söküğü dikerek, ben de fotolar çekerek değerlendirdik. Fehim de bizlere, küçük simit parçacıkları vererek besledi. Fahiran, Emine ve Naci de bana çok yardımcı oldu. Eser'in çektiği fotoda kafalarımızı bulamayınca, makinayı elinden aldık.

Vapurdan indiğimizde, sevgili Süheyl bizleri karşıladı ve her zamanki cafeye götürdü. Orada Ada sahibemiz Nevin, cümbürcemaat Frosch ailesi ve müptezel kuyu Tunçay vardı. O'nu hemen from the back'den elledim ve kişilik tespiti yaptım. Ve gün geçtikçe, onda daha fazla edele kaybı olduğunu üzülerek müşahade ettim. Sonra ilk iş olarak, Haziran- ......Kasım fon borcumu, alışıldığı üzere Tunaya'nın eline vererek, eda ettim. Bunu da fotoyla tespit ettirdim. Frosch'um rahatlamıştı. Ayrıca Fehim'lere,Timur'lara ve Tunaya'lara birer anı DVD'si getirerek, hakkımdaki kötü söylentileri silmeye çalıştım. Sevgili İnci, kızı Gül ve dünyalar tatlısı torunu Mine, yan yana Matruşka'lar gibi duruyorlardı. Damat Yıldırım Bayazıt ise, her zamanki gibi çok efendiydi. Süheyl bize, gevrekler ve adaçayı ikram etti. Biraz sohbetten sonra, meydana yürüyüp faytonlara bindik. Yarım Ada turu denen uzun bir yolculuktan sonra, lunapark denen meydana geldik. Faytonlardan inip, sahile doğru yürüyüşe başladık. Sevgili Fehim, beni faytonla geri göndermek için çok direndi ama kendime yediremedim. Gururumun kurbanı oldum ve ben de Sema'nın kolunda, omuzumda çantam, elimde kameram, yollara revan oldum. Bir taraftan da düşünüyorum. '' Kardeşim, biz demin sahilde değil miydik? Şimdi yine sahile gidiyoruz, o zaman biz bu lunapark meydanına ne halt etmeye geldik? '' Derken Süheyl geldi. Eksik olmasın, sağ koluma da o girdi. Uzun ince bir yolda çık ha babam çık. Sonra tepeye ulaştık. Sema da hem faytonda hem de yürüyüş kolunda çekimler yapıyor. Süheyl yolda, 3-4 m. uzunluğunda bir kamış buldu. '' Al '' dedi. '' Bununla Tunçay'ı uzaktan taciz edersin. '' Bir müddet baston gibi kullandım kamışı. Ama Tunçay bir türlü menzile girmiyor. Taşımaktan yorulup, kamışı attım. Ne yapalım, yine klasik yöntem kullanıp, parmaklarımızla mıncıklayacağız Tunçay'cığımı. Sema, yetimhaneden, Haybeli Ada manzaralarından, otlayan atlardan ve bizlerden görüntüler aldı.
Yokuş aşağı yürümek çok daha zordu. Bacaklarıma ağır geldiğim bir anda sevgili Ente yetişti imdadıma ve uzun süre destek olarak yürüyüşü tamamlamamı sağladı. O'na ve Süheyl'e de buradan kocaman teşekkürler. Capri rest.'a geldiğimzde, herkes oturmuştu. Bize de kolay oturup kalkabileceğimiz, Timur'la Ayşen'in karşısında iki yer boş bırakmışlardı. Grubumuz için, Capri'nin çok büyük kapalı kısmının önünde, caddenin karşısında, denize nazır açık bölümlerinde iki uzun masa hazırlamışlardı. Gelemeyen 11 arkadaşımız için bir uzun masa boş kalmıştı. En çok, bizleri yine kandırarak eken, ''Ahu hanımı getirip sizlerle tanıştıracağım.'' diyen Düzceer'in son anda kıvırtmasına üzüldüm. Bu Düzceer'den çok iyi dansöz olur vallahi. Sağımda Naci, karşısında Emine, sonra Alp ve Eser, onun yanında, sevgili Bülvin'i ustaca ekmeyi başararak konuşlanmış eski kaşer, eski alçak Moderatör zalim Tunçay vardı. Yolda yürümeme de yardımcı olmasa, daha neler neler yazacağım ama ahde vefa boynumuzu büküyor. Tunçay'ın karşısındaki homongolos Dürr, yine çok kibardı. Kızı Banu'nun bebek beklediğini duyunca da, hepimiz çok mutlu olduk. Arkamızdaki masanın baş misafiri, Mine bebekti. Gül ile biz, sırt sırta vermiştik.Gül'ün solunda İnci, sonra Süheyl, sonra da cam kenarına kurulmuş Ente beyefendi, dikkatleri üzerinde topluyordu. Ente'nin karşısında Fehim, O'nun solunda Rosi, sonra Nevin, sonra da sayın Prof. Frosch Tunaya, O'nun solunda da damat Yıldırım Bayazıt zinciri tamamlıyordu. Bir ara bir bisikletli yanımıza park etti. Rıfat Çalışkan sandık ama Mukaddes kardeşimiz çıktı. Gelip Alp'in karşısına konuşlandı.
Mezeler, az ama kaliteliydi. Bir yerde beyaz peynir kaliteliyse, gerisini merak etme sen, diye bir söz vardır. ( Şimdi ben söyledim.) Kavun muhteşemdi ve çeşitli salatalar. Ben sadece bunları yedim. Patlıcan ezme de varmış, Sema'nın yalancısıyım. İlk olarak balık çorbalarımız geldi. Levrek kullanmışlar. Hem çok lezzetli hem de doyurucuydu. Rakı ve şarap şişeleri, masaları süsledi. Biz Sema'yla cola ve sodaya takıldık. Hemen hemen herkes palamut yedi. Bana, rahat yiyeyim diye, ayıklayıp ekmek arası yaptılar. Helal olsun bana. Ekmek de tazeydi, silip süpürdüm. Ardından da tahin helvası geldi. Mutfak, servis, lezzetler, hepsi 10 numaraydı. Teşekkürler Süheyl. Yemek boyunca da hem video hem de fotolar çekmeyi ihmal etmedik. Tunçay'ım, eski kaşerim, geleneksel olarak aramızda bulunmayan ve bu gün gelememiş olanlar için ilk kadehleri kaldırttı. Ardından da ben, Tunçay'ım mahsun kalmasın diye, Tunçay için kaldırttım herkese. Bayağı mayıştı.Yemek sırasında yakınımda oturan tatlı Mine'ye, '' Frosch dede, Frosch dede '' diyerek, tempo tutmasını öğrettim. Çok hoşuna gitti, hemen de kaptı. Yol boyunca da neş'eli neş'eli söyledi. Hatta bir defasında kendiliğinden, '' Kuyruğun nerede?'' diyerek, yaratıcılığını gösterdi. Artık Tunaya'nın evde de çekeceği var. Derken çok mutlu bir haber aldık. Meğer Alp'in de doğum günüymüş. Hemen O'na da kaldırdık. Ama bu sefer sadece kadehlerimizi. Sevgili Alp, bir başka güzel insan. İyi ki doğdun Alp, iyi ki varsın Alp.

Mukaddes bisikletiyle, Alp için muhteşem bir milföy pastası getirmiş. Fırın bu pastadan, günde 3 posta yapıyormuş ve yok satıyormuş. Hep birlikte Süheyl'lerin evine doğru yola çıktık. Bahçeli, şipşirin bir ev. Hanımlar üst balkona çıkarken bizler, bahçede sohbet ettik, fotolar çektik. Tunçay'ın sıfır zarar olduğunu bildiğimden, O salıncakta sallanırken, dizine oturup foto çektirmeyi de ihmal etmedim. Zaten yemekte de benzeri bir jest yapmıştım. Mutlu olsun garibim. Derken pasta geldi ve özel karadut şurubu. Alp'i kutladık da kutladık. Ben perhizde olduğumdan, dut şurubundan içmedim. Bir süre vapur ve motor tarifeleri üzerinde mütalaalar yaptıktan sonra, Nevin ile vedalaşıp, vapura doğru yola çıktık. Nevin'le hem 17 hem de 18 Kasım'da birlikte olacağımız için mutluyuz. İskelenin yakınındaki bir cafede, Fehim'in ikram ettiği kahveleri içip,sohbetle vakit geçirdik. Bu arada Tunaya'nın bir Amerika yapıp geleceğini öğrendik. Amerika O'nu yapmazsa, dönüşünde anlatacak çok şeyi olacağı bir gerçek.
Tunaya ve aşireti ile krank mili mağduru Tunçay, bizlerle vedalaşıp, 17.15 vapuruna doğru seyirttiler. Biz geri kalanlar da, Alp'i yeniden kutlayıp, Mukaddes ve Süheyl'i yeniden öperek, 17.20 motoruna bindik. Bu arada ben, herkesle öpüşüyorum. Bazı kardeşlerimi, 3715 defa öpmüşüm. Hızımı alamadım, turnikeden her geçeni de öpmeye çalışınca, Rosi ve Emine tarafından turnikelerden uzaklaştırıldım ve muhtemelen de dayak yemekten kurtuldum. Motorlar çok değişmiş. Bizim zamanımızdaki çatanadan bozma teknelere hiç benzemiyorlar. Hani geldiğimiz vapurdan bile daha konforlu desem yeridir.Türkçe ve İng. anonslar bile yapıyorlar. Motor boyu uyumuşum. Ortada pek ses çıkmadığına göre, bu aktiviteye katılanın tek ben olmadığım anlaşılıyor. İnince, Emine- Naci ve Dürr'le, Eser ve Fahiran'la vedalaşıp, otoparka Fehim'in saltanat otosuna yöneldik. Ataşehir'e yerleştiğinden haberim olmayan Ente'ciğim de bizlerleydi .Arabada, minibüsçü ve tüm benzeri esnafı İst.'dan kovarak, şehri kurtarmaya çalıştı ama Fehim yemedi. Sonra yine aynı nezaketleriyle, sağanak yağmur altında bizi kapımıza kadar bıraktılar, Ente'yi alıp gittiler. O'nu da az ilerideki su birikintisine bırakacaklarını umuyorum. Teşekkürler Rozi, teşekkürler Fehim. Organizasyonunuza ve evsahipliğinize çok teşekkürler sevgili Nevin ve Süheyl. Ve sana tekrar, sevgili Mukaddes, tüm sevdiklerin ve bizlerle beraber nice sağlıklı, mutlu seneler Alp. Ve böyle muhteşem bir gün yaşamamıza elveren, bizlerle birlikte olan, olamadıkları halde yürekleri bizlerle atan tüm kardeşlerim. Ayrıca en büyük desteğim, gözüm, ayağım, her şeyim sevgili Sema. Hepinize binlerce teşekkürler. Evin kapısından girdiğimizde, ikimiz de nekadar yorulduğumuzu anladık. Ben, hemen bir duş alıp, kendimi yatağa atarken, yağmurluğuma rağmen, iç çamaşırlarıma kadar ıslandığımı fark ettim. Sema hemen ileç desteğinde bulundu. O, yorgunluğunu dizi syrederek atarken ben, 1,5 saat kaadr uyudum. Böyle bir günün paylaşımını geciktirmek olmazdı. Tekrar teşekkürler sevgili Sema. Darısı fotoların başına. Sen de çatır çatır çatlayasın Düzceer....

Vak'a nüvis Tayfun