Samatya’da muhteşem bir geceyle 8’ledik.
Değerli Kardeşlerim,
Tunçay’ın fişeklemesiyle aniden gaza gelen, böylece de hem organize hem de organizatör olan sevgili Frosch’umuz, organize sanayi bölgesinden gerekli izin belgelerinin bile gelmesini beklemeden, aniden 31 / Ocak / 2011 tarihini işaret etmişti. Bu bir vak’a idi elbette. Hemen geceye katılmak için debelenmeye başladık. Önce limitsiz içki içen iflah olmaz kardeşlerimizin , antialkolistler üzerindeki faşist baskısına son vermek üzere Kazasker müftüsü KKM. bayrak açtı. Durumun nazikliğini fark eden Derebeyi Frosch’umuz ise, hemen buna bir çare üretti. Kolay değildi Derebeyi olmak. Dereotundan bir farkı olmalıydı kendisinin. Sonra liste oluşmaya başladı. Gelecekler, gelmeyecekler, gelecekmiş gibi yapanlar isimlerini yazdılar. Alkol kullanan çoğu arkadaşımız, araçlarıyla gitmiyorlardı kafa çekmeye. Bu nedenle de dönüş problem oluyordu. Bu sefer de ulaşım organizasyonuna soyunan KKM. Tayfun, ortak taksi tutalım, ulaşım projesiyle gündeme geldi ve Anadolu yakasından gelecekler için bir güneş gibi doğdu, serin İstanbul gecelerinin semalarında. Böylece 31-Ocak’a gelindi. Liste 20 kişiyi bulmuştu. Ve tabii ki her zaman olduğu gibi son 2 gün içinde adını yazanlar azımsanacak gibi değildi.
Saat 16.30’da Feyyaz ile Jaja bana geldiler. Taksimize kurulup, yola çıktık. Esat, Feyyaz’ı arayıp, çok uykusuz olduğunu, gelemeyeceğini ( O’nun yaşında normaldir), söylemişti ve ben de yerine dönüşte önde oturmak koşuluyla, Sabri’yi angaje etmiştim. Horoz’um da yine gece geç yatmış. Bünyesi kaldıramamış, bu grip salgınında grip falan olacağından korkmuş, katılmaktan vazcaymış.Saffet’in toplantısı varmış. Sevgili Tuncer ise, o gün yaş günü olduğunu unutup, yazmış adını listeye. Hatırlayınca da tabiatıyla kaderin cilvesine boyun eğmiş. Yollar açıktı. 17.30’da Samatya’daydık. Taksiden restorana olan 50 m.’lik mesafeyi, Feyyaz ve Jaja’nın kollarında katettim. Naim bize, en üst katta uzun bir masa hazırlatmış. Oraya, Jaja’nın yardımıyla çıktım. Yabancı da yoktu. Meğer o mekan, 4 katta toplam 140 kişi alırmış. En üst katta bizden başkalarının olmayışı, ilerleyen saatlerde bizim lehimize çalışacak bir puandı. Aksi halde ya marizimize kayılabilir ya da ihtar, tekdir benzeri cezalar alabilirdik. Naim bizlere hemen, beyaz peynir, domates, salatalık ve içki servis ettirdi. Malûm, diğer arkadaşların katılımına daha bir saate yakın süre var. Ama kısa süre sonra çatıdan bir şey şıp dedi damladı. Bir de ne görelim? Bizim sevgili Ateş. Geldi benim sağıma oturdu. Solumda Zaza, karşımda Feyyaz, arkamda da duvar var. Bundan sonrasında geliş sırasını karıştırabilirim ama galiba Hüseyin geldi. O da karşıma oturdu. Ve Allahı var, bu Batı Trakya muhtarı güzel arkadaşımın gözü bütün gece üzerimdeydi. Yememe, içmeme, servisime hep yardımcı oldu. Derken subayım centilmenim, D-100’üm İsmail’im geldi, Ateş’in sağına konuşlandı. Gece boyunca da ince esprileriyle bizleri güldürmekten hiç bıkmadı. Ardından da Düzceer göründü. Yanında sürpriz olarak Fahri konsolos Tavşanlı’yı da getirmişti. Hani bizim çok sık karşılaşamadığımız, sahillerimizin, denizlerimizin temiz tutulması konusunda duyarlı, kavun çekirdeklerinden sorumlu çevreci kardeşimiz. Onlar da Feyyaz’ın sağına yerleştiler. Tunçay’ım ise, benden uzak kalamadığı için bir kol mesafemdeki Zaza’nın yanına oturmuştu. Böylece ne gözümden ne de yakın alâkamdan uzak kalmış oldu. Hemen çalıştıramadığı, ortası delik yuvarlak şeyini yenisiyle değiştirdim. Henüz alamamış diğer arkadaşlara da takdim ettim. Tam bu sıralarda Tunaya geldi. Organizatör olarak erken gelmekle övünüyordu ama grubun yarısı masada demlenmeye başlamıştı bile.
Sabri, Alp, Fehim ve Levend büyük tezahüratlarla karşılandılar. Bu gece erken gelmenin zararını gördük. Arkadaşlar yaklaşık 3-5 dk. aralıklarla geliyorlardı ve hepimiz her seferinde ayağa kalkıp, öpüşüyor, yeniden yerlerimize oturuyorduk. Paris’e giden trenin yolcularına dönmüştük. ‘’ Sizde mi Paris’e, biz de mi Paris’e ? gibi bir durum oluşmuştu. Sonra sevgili Adnan geldi. Bizim salonda bir bayanlar tuvaleti var. 4 basamak merdivenle çıkılıyor. Hemen 3. basamağa çıkıp, Adnan’ı beklemeye başladım. Ve onunla eşit şartlarda öpüşmenin mutluluğunu yaşadım. Adnan’ı da bel ağrılarından kurtarmış oldum. Adnan da Fehim gibi bana, yurt dışından bıçaklar getirmişti. Üstelik ısmarladığım halde parasını almadı. Eksik olmasın. Bir gün kendime sabotaj yapmayı düşünürsem, bunlardan kullanacağım. Oldukça keskin görünüyorlar. Ağrısız olur. Dürr beni telefonla aradığında, işten yeni çıkıyorum, demişti. Ama öyle çabuk geldi ki şaşırdık. İsmail’in sağındaki Fehim’in yanına oturdu. Uzun süre de bir iş toplantısı yaptılar hararetli hararetli. En son olarak da sevgili Eser geldi. Merdivenlere bakanlar, önce O’nun şapkasını sonra burnunu sonra çenesini sonra da gövdesini gördüler. Böylece 17’yi tamamlamış oluyorduk. Hararetle sarılıp öpüştük.BJK., 17 de 17 yapamayacaktı ama bizlere bu kısmet olmuştu.
Yemekler lezzetliydi. Bunları anlatarak, gelemeyenlerin bir taraflarının şişmesine sebep olmak istemem. Ben şahsıma, peynir, salata, Amerikan, ara sıcak, mezgit, 2 diyet cola ve 2 sodayla idare ettim. Bütün gece boyunca, Tunaya, Feyyaz ve ben, fotolar çektik. Hatta Feyyaz, sinsiden video kayıtları bile yapmış. Uzun bir süre, FB.’lilerin çoğunlukta bulunduğu bu nezih toplumda, benim FB.’liliğimi tartıştılar. Oysa daha 2 gün önce Tunaya, Düzceer ve Ehtosch, FB.’ye geri dönmem konusunda, yalvar yakar olmuşlardı. Belgelerimle hepsini ifşa edeceğim. Camiada başları önlerinde gezecekler. Bu necip topluluk, böyle ikiyüzlülük edenlere prim vermez. Sonrasında erkek erkeğe birkaç günlüğüne, bir Bodrum seyahati yapalım fikri kabul gördü. Başı çekenler arasında, Tunçay, Jaja, Tunaya, Dürr gibi müfteriler var. Bana da ‘’ Gel ‘’ diye ısrar ediyorlar. Anladım ki niyetleri kötü. Beni, Sema’nın koruyamadığı bir ortamda telef edecekler, belki de ıssız bir yere gömüp, gelecekler. Amaçları, benden kurtulmak. Tabii ki hayvan terli, yemedi. Fikrin ağababası, tabii ki Tunaya idi. Sözlerine, ‘’ Yazın’’ diye başladı. Kimsede kağıt kalem yoktu. Konuşmasının devamında, mevsimlerden yaz’ı kastettiğini anladık. Bodrum’a uçacakmışız. Car, rent edecekmişiz, sonra oteller ,moteller, karıları Jaja ayarlayacakmış. Antialkolistlere, türbanlısından ayarlayacakmış. Temelde beni ortadan kaldırmak için hazırlanmış sinsi bir senaryo. Oysa ben, daha 15 gün evvel Fenerbahçe koyunda, kulüp binamın ve anlı şanlı armamın önünde fotolar çektirmiş, bundan onur duymuştum. Fotolarımı bizzat çeken Fehim’den şahitlik istedim, O da inkar edip, beni sırtımdan vurdu. Mağdurum da mağdurum….
Büyük çoğunluğun geldiğine kanaat getirilince, sıra kadehlerimizi aramızda bulunmayan kardeşlerimiz adına kaldırmaya geldi. Bu geleneği Levend başlatmıştı. Bu nedenle bu şerefi yine O’na verdik. Ancak Lipsos’taki bir konuşmasında
’’ Arkadaşlar, dikkatli olalım. Bundan sonra kaymayalım.’’ diye ilave etmişti. Bu temenninin bizlere hiç yakışamadığını belirttiğimizden , bu gece aynı hatayı tekrarlamadı. Kadeh kaldırma işlemine, genellikle Tunçay öncülük eder. O olmayınca da içimizden başka biri. Bu nedenle, aniden aklıma Tunçay’ın çalışmadığı için artık aramızda olmayan makinesi geldi. Ben de hemen onun anısına kadeh kaldırttım. Bir ara Tunçay, Alp ve ben, tatlı bir okul anıları sohbetine girdik. Bazı hocalarımızı rahmetle, bazılarını hörmetle!! andık. Alp’in babasından kalma kalın bir tarih kitabı varmış. Küçükken, onun üstüne çıkar, reçel kavanozlarına ulaşırmış. Ya da buna benzer bir şey. Onları anlattı. Tunçay’ın da babası hakimmiş. Bu nedenle İEL.’de torpilliymiş. Çoğu zaman aldığı kırık notları, öğretmenler kurulu kararıyla düzeltirlermiş. Bizler de sâbi sübyan, hiçbir şeyden habersiz dirsek paralardık o sıralarda. Artık onlar mı şaka yaptı, yoksa alkolün etkisiyle ben mi yanlış anladım, bilmem. Ben anlatanların yalancısıyım. Sabri’yle Tunaya, bir ara tıbbi bir sohbete girdiler. Tunaya’nın alt solunum yollarında, sorun varmış. Bu nedenle purosunu neresiyle içeceğini şaşırmış. Bir de kulağında sorun yaşıyormuş. Sayın Hocam, bir kulağın kalmıştı sorun yaşamadığın. Allah beterinden saklasın. Sana önerdiğim doktor arkadaşımı da ihmal etme. İsmail, Yeşilay kontenjanından katıldığı halde, pek çok içeni gölgede bıraktı. Ateş bir ara, Eskişehir- Konya maçını izlemek üzere yakındaki bir kahvehaneye gitti ve Eskişehirspor’un galibiyetiyle de mutlu olarak geri döndü. Eser, Fahri ve Düzceer, uzun sohbetler ettiler, bol bol da kahkaha attılar. Ama güldürü merkezi, Eser’di sanıyorum. Adnan gelince, O da bu gruba katıldı. Fahri, hâlâ yakışıklı ve genç gösteriyor. Düzceer zampiğinin , neden Fahri’yle takıldığının sebebi de anlaşıldı. 35’lik beyaz dizi erkekleri gibi dolaşıyorlardır kol kola. Ta ki gerçek yaşları, yattıkları zaman ortaya çıkana dek.
Sabri, Levend ve Alp, her zamanki gibi neş’e kaynağıydılar. Hangi gruba katılsalar, orada kahkahalar hiç dinmedi. Bir ara Hüseyin, ‘’ Arkadaşlar, her birimiz 2 dk. dilek ve düşüncelerini dile getiren bir konuşma yapsın. Bunu da her toplantımızda tekrarlayalım.’’ dedi. Herkes onayladı. İlk olarak ayağa kalkan Alp, Yavuz Sabuncu’dan bir anekdot aktardı. Sonra da konuşturulmadığından serzenişte bulunarak, ‘’Geçen sürede düşündüklerimi ama konuşamadıklarımı, konuştum kabul edin.’’ diyerek sözünü çok güzel bir şekilde anekdota bağladı. Ancak bana göre masanın o anda sol ucuna tünemiş olan Jaja, bunu hiç üstüne alınmadı. Makineli tüfek gibi nefes bile almadan yaptığı konuşmalarıyla, kimseye bu fırsatı vermeye niyetli değildi. İhtar, tekdir, fayda etmedi. 2-3 kişinin başarısız denemeleriyle bu teklif, daha doğmadan öldü. Oysa Fehim, ‘’Son nefesimize kadar, hatta mezarımızın başında bile birbirimizi bırakmayalım.’’ temennisinde bulunmuştu. Levend’den ise, sanat dünyasını temsil ettiği için ‘’Ucube’’ konuşması yapması istenmişti. Ne yaptı ettiyse,Jaja’yı susturmayı, kendini, dinlettirmeyi başaramadı. Hatta sandalyesinin üzerine çıktı, ıkındı, sıkındı, yırtındı. Elde ettiği, pantolonunun atan arka dikişleri oldu. İş toplantısı bitince, Dürr’cüğüm de güncel konulara döndü ve tabii hemen FB. konusunda bana bulaşmayı eksik etmedi.
İlk saatlerde sürekli 4 kat inerek açık alanda sigara molası veren kardeşlerimiz, gecenin sonuna doğru, ister yaz, ister yazma zihniyetiyle, hareket etmeye başladılar. Bunlar arasında, Tunaya, Tunçay ve Levend’i tek geçerim. Frosch’cuğum, zamanının bir kısmını tahsilata ayırdı. Kaptan’ım da zurnada peşrev aramıyordu. Makinesi elinde, masadan masaya dolaştı. Bir ara makinesini yerlerden topladı ama artık o kadar da olacaktı. Saatler 22.00’yi geçtiğinde, bazı arkadaşlarımızın, habersizce ayrıldıklarını gördüm. Belki de ‘’ Gidiyorum ‘’ dediklerini ben fark etmedim. Sabri, paltosunu giymişti. Ama bizim taksi, bizleri almaya 23.00’de gelecekti. Feyyaz bana, ''Sabri giyindi.Taksi parasını al, sonra isterse gitsin.’’ dedi.Ancak buna gerek kalmamıştı. Tekrar bir striptizci edasıyla soyunduğunu söylüyorlar. Grup da bir taraftan ‘’ Soyun, soyun ‘’ diye tempo tutuyordu. Ben de ‘’ Sabri’ciğim,bulutlara bak. Sanki her biri birer koyun, çabuk soyun.’’ şeklinde O’nu yüreklendirdim. Feyyaz’ın videosunda, Sabri’nin, paltosunun kolu içinden tavşan çıkardığını söyleyenler de var.Sonra sıkıntı yaratmasın diye uyarıyorum. Ben onların yalancısıyım. Dönüş hazırlıkları içerisinde Eser’ciğim, şapkasını kaybetti. Dışarısı ayaz. Bir şey değil kafayı üşütecek, bir dahaki toplantıda Tunaya’dan beter olacak. Zaten Tunaya da ‘’Bedelini ödemek şartıyla, her şeyime sahip olabilirsin.’’ şeklinde itirafta bulundu sürekli olarak. Demek ki ya kafayı üşüttü ya da içindeki kadın galebe çaldı. Dürr ise, olmadık yerlerde karşısında paparazzileri görmüş, hem suçlu hem güçlü iş adamları gibi
‘’ Çekme beni, öperim seni.’’ diye bağırıp duruyordu. 23.00’e doğru, Naim’e teşekkür edip, inişe geçtik. Tunaya’nın kolunda rahatça indim 4 katı. Sonra beni, Feyyaz’la Jaja’ya devretti. Yol boyu basamaklar iniyoruz. İki defa takla, üç defa parende tehlikesi atlatarak, yola çıktık. Ne de olsa şişede durduğu gibi durmuyor bu meret. Taksimiz bizi bekliyordu. Yolda, Sabri’nin kültür, Jaja’nın da etnik konulardaki birikiminden feyiz alarak, evlerimize ulaştık. Önce Sabri, sonra Jaja, sonra da ben indim. 20 dk. sonra aradığımda Serap, Kaptan’ımın da eve gelmiş olduğunu müjdeledi. Bir miço olarak, görevimi yapmış olmanın huzuruyla artık rahatça uyuyabilirdim.
Sevgili dostlar, bu gece benim, en zevk aldığım ve eğlendiğim beraberliklerimizden biriydi. Bütün arkadaşlarımın da böyle düşündüğünü zannediyorum.Gelmeyenler, gelemeyenler, çok çok mutlu bir beraberliği kaçırdılar. Umarım yazı ve fotolarımızla, onlara geceyi yaşatabiliriz. Bunun için Tunaya’ya, özellikle teşekkür eder, sizlere de ‘’ İyi ki varsınız.’’ derim.
Vak’a nüvis Tayfun

_________________________________________

Resimlerde hiç ayıklama yapmadım. Herzamanki gibi resimlerin üzerine tıklarsanız büyük boyutlardaki orijinal resme ulaşabilirsiniz.

O kadar çok resim varki , resimlere yorum yazmak , isim tanımlamaları yapmak mümkün değil.

Ayrıca iki adet de video var. Boyutları biraz yüksek . Indirmesi uzun sürebilir. Arzu eden arkadaşlar bilgisayarlarına indirsin. Birkaç gün sonra silinebilirler.

Feyyaz

Video1 Video2