59G Toplantisi (Yer: IEL Dernek Lokali) (2 Aralik 2010)

Degerli Kardesim Ates,
Her zamanki gibi dikkatli üslûbunla yazdigin, genel olarak da hosnutlugunu gösteren, tesekkürlerinle de bezenmis yazini okudum. Sag olasin, var olasin. Ama sari ile üstünü çizdigim görüslerin için yorum yapmadan edemeyecegim. ( 59G ) toplantisinin çalismalarina 19- Eylül -2010'da, organizasyonuna ise, Ömer Esensoy kardesimin vefatindan sonra 9-10 gün de bekleyerek, 20- Ekim- 2010'da basladim. Önce listeler belirlenip, telefon numaralari arandi, bulundu, güncellendi. Sonra bütün kardeslerim, tek tek arandi. Bazilariyla 3-5 defa görüstüm. Sonunda, ( 60G) ve ( 58G)' li, bize çok yakin isimler de aranarak, 78 kisilik bir katilim listesi belirlendi.Gördügün gibi bu islemler, tam 42 günümüzü aldi. Bazi kardeslerim, kesin konusamamislardi. Bunlarin yanina katilim %'deleri yazdik. Ki bunlarin çogu da gecemize katildi. Okula, oturma düzeninin hazirlanmasi, personel adedinin belirlenmesi, kaç kisilik alisveris yapilacaginin saptanmasi ve bu alisverisin yapilmasi, yaka kartlarinin hazirlanmasi için liste vermemiz gerektigini defalarca duyurdum. Bu nedenle, gelecek kardeslerimizin kararlarini son güne birakmamalarini, gelemeyeceklerin ise, bunu vakitlice bildirmelerini defalarca rica ettim. Grup ( 59G) olunca, bu bana ( 60G)'de de oldugu gibi, birlikte okudugum dönem arkadaslarim oldugundan, bana onlari bir araya getirmek ve mümkün oldugu kadar güzel bir beraberlik yasatmak için daha fazla bir çalisma azmi veriyordu. Ama gelecegini yüzdeyle ifade etmis de olsalar, arkadaslarimin gelemeyecekleri belli olunca, en azindan hemen haber vermelerini beklerdim. Alisveris, bir gün önce yapildi. Miktarlari degistirirdim. Ya da elde olmayan nedenlerden dolayi mönüyü degistirirdim. Sizler de anlayis gösterirdiniz. Zaten tesekkürlerinizde, yemek ve çesitlerin çok bol oldugundan söz etmissiniz, sag olun.
Cengiz, Güray, Kuntsav ve Seref, gelemeyeceklerini, Ferit ve Tekin mazeretini daha ilk günlerde deklare ettiler. Adnan Kayali, Fehim, Horoz,Melih Fereli, Çetin Atsür, yurt disinda, Dogan Arkun, Hüsnü Çatalca, Istanbul disinda olacaklarini vakitlice bildirdiler. Erdal'in Persembeleri dersi oldugunu biliyorduk. Çakici'nin da konusmalarimizdan, o gün yorgun olup gelemeyecegini anlamistim. Çünkü babasinin saglik problemlerine kosturuyordu. Abdülkadir 2 gün öncesinden, Danimarka'li müsterileriyle toplantisi çiktigini söylemisti. Dermendere'nin yazligini 2 gün kala su basmis. Basi dertteydi beni aradi. Sinan Alp yazdi. Bel probleminden kipirdayamayacak durumdaymis. Bülent Berkman'in babasi, düsüp kalça kemigini kirmis. Amcamiz 100 yasindaymis. Hastanedeydi. Anlasilabilir bir durum. Engin, Amerika dönüsü hastalanmis. O da son gün aradi. ''Son ana kadar gelmek için çabaladim.Ama basaramiyorum.'' dedi. Ne kadar samimi oldugu belliydi. Veysi, son gün aradi. Okula gidiyorduk. Gününü sasirmis, toplantiyi Cumartesi saniyormus. ''Üstüm basim berbat.'' dedi '' Oglum, çiplak da olsan gel. Biz seni her halinle seviyoruz.'' dedim. Ikna edemedim. Mehmet Ince'nin de mailini hep birlikte okuduk. 2'sinde okudugu son çagrimi, yanlis yorumlayip, toplanti 1'inde yapildi sanmis.
Dermendere, Berkman, Veysi, Mehmet Ince, Sinan Alp, Engin. Kabul edilebilir bir fire, makul bir yüzde. Ama tam 21 kardesim, gelemeyeceginden beni hiç bir sekilde bilgilendirmeyerek, ( Bunun da en geç 30- Kasim günü, gün içinde olmasi gerekirdi.) toplantimiza katilmadilar.Bu durumu, normaldir, insanlarin yogunluklari vardir, seklinde bir yorumla geçistiremeyiz. Öncelikle bu arkadaslarimizin aramizda olmamalari, hepimizi meraklandirdi, telaslandirdi ve üzdü. Ince hesap- kitaplar sonucu, 57- 58 TL. gibi hesapladigim kisi basi maliyet için, arkadaslarimdan 55 TL. topladim Ama bu tablo, organizasyonu 2100 TL. zarar ettirdi. Vakif, bu rakami benden istemeyecek kadar, bana sahip çikiyor. Çünkü biliyorlar ki, çok büyük bir istek ve iyi niyetle çalisiyorum. Ama orasi da camiaya destek vermeye çalisiyor. Bunun ceremesini çekmek zorunda degil. 100- 200 TL.'lik bir zarar, kabul edilebilirdi. Nitekim, para artirip, okula yardimda bile bulunmayi planlamistik. Simdi sakin kimse, 21 x 55 =1155 TL. zarari kapatmiyor ki demesin. Baska kalemlerde oynardik. Kimse aç kalmasin diye yemekleri 100 kisiye yetecek kadar yaptirdim. Içkiler ona göre alindi. O güne kadar, en fazla 60 kisi alir, seklinde düsünülen lokal, zorunlulugun ortaya çikardigi yaraticilikla, 84 kisinin rahatlikla oturabilecegi bir düzene getirildi. Hatta 2x 6 = 12 kisilik iki yuvarlak masa daha koyacak yerimiz bile vardi. Masalar hep bos kaldi. Süslemek ve servislerin yerlestirilmesi için bosuna emek ve zaman harcandi. Baliga 500 TL. verecegimize, bakardik zarara girecegiz, piliç kizartma verir, isi 100 TL.'ye bitirirdik. 300 TL.'lik degil, 150 TL.'lik pasta yaptirirdik. 11 kisilik servis + asçi kadrosu yerine, 6+ 1 servis elemani kullanir, 600 degil, 400 TL. bahsis verirdik. Mönüde bir kaç kalemi kaldirir, hesabi artiya geçirirdik.Vakif için tabii ki rakam da önemli olabilir ama esas olarak bir seylerin yanlis yapilmis olmasi daha önemli ve bunun da tekrarlanmamasi gerekir. Kafadar kardesim çok nazik bir sekilde bana, daha dikkatli olmamiz gerektigini söyledi. Simdilik bir sorun yok. Vakif benden hiç bir destegini esirgemiyor.Yemek fazlalari da okuldaki ögrencilere ya da gerekli kisilere dagitilarak, hiç bir seyin çöpe atilmamasi saglandi. Içkilerden de bir sonraki toplantida yararlanilabilir. Ama bu tip aksakliklar, benim güvenilirligimi sarsar ve kardeslik organizasyonlarina ayni sicaklikla bakilmayabilir. Oysa bizler, bunun sonsuza kadar devam etmesi için yola çiktik, daha baslangiçta sorunlar yasamayi hiç birimiz arzu etmeyiz. Bu konuyu, tamamen iyi niyetimle yazdigimi, bütün arkadaslarimin bilmesini isterim.Yazdim ki, sadece benim degil, hiç bir arkadasimizin organizasyonunda bu tip sorunlar yasamayalim. Bundan sonra organizasyon yapacak arkadaslarimizin, mekanlara bir minimum katilimci güvencesi vermek zorunda kaldiklarinda, iki defa düsünecekleri açiktir. Tekne gezimizde de, söz verip, yine de gelmeyen arkadaslarimiz nedeniyle, sevgili Abdulkadir ve Süheyl, açik vermislerdi ve Abdülkadir'in dostluk iliskisi nedeniyle, ödemek zorunda kalmamislardi.
Hepinize sevgilerimle.
Tayfun


Sevgili Tayfun,
Super organizasyonunla bizlere yasattigin cok guzel bir aksam icin sana ne kadar tesekkur etsem azdir. Dun aksamin sanirim benim icin herkesten farkli bir yonu vardi.
Soyle ki , tam kirkbes yildir gormemis oldugum ve hasretle rastlamayi umdugum arkadaslarimdan Necmi Ton,Kemal Yardimsever,Hamit Gunal, Nazmi Erozan,Sefa Yuce bu arkadaslarimdan bazilari olup,keza cok uzun suredir gormemis oldugum Cetin Alanya yi da gorme mutluluguna eristim.
Sakin yanlis anlasilmasin,toplantiya katilan ve katilamayan diger tum arkadaslarimla da ayni mutlulugu yasiyorum beraber oldugumuzda, bunca yil sonra ilk karsilasmam oldugundan isimleri zikrettim yalnizca.
Esat

Sevgili Arkadaslar,
Çakma Fenerli KKMiçomuzun ve hakkini yemiyelim sevgili Sema’nin çabalariyla tekrar biraraya geldik ve hem de kimler gelmedi ki. Sevgili Gerade Sacit’de
tahsilata yardim ederek çorbada tuzu olmus oldu. Geceden birkaç enstantene ilisikte...Necmi ayniydi ama kivircik Faruk Ersöz’ü taniyacak misiniz bakalim?...Ben 1966’dan beri görmemistim.
Sevgiler
Suheyl Acikel

2 Aralik 2010 toplantisinin düzenlenmesine önayak olanlara tesekkür ederim.66 grubu ile birlikte 65 ve 67 grubunu da çagirma düsüncesi bana göre amacina ulasmistir. Listeye yazilanlarin hepsinin gelememesi normaldir.Dünyanin bin bir türlü isi vardir. Kendimden örnek verecek olursam,gruba yanilmiyorsam 2003 sonu veya 2004 basinda üye oldum. Ondan sonra da 1-2 yil hiçbir toplantiya katilamadim.Ancak sorunlarin oldugu dönem geçince ben de gelmeye basladim! 66 grubu açisindan kayda deger gelismeler, Necmi'nin ve Haldun'un Istanbul disindan gelmeleri ve Haldun'un 1 gün önceki ameliyata ragmen gelmesidir. Ne kadar küçük olsa da ameliyat sonrasi hareketlenmek çok kolay degildir. Diger önemli gelisme de birçok toplantida adindan söz ettiren Faruk Ersöz'ün dün aksam gelmesi oldu. Faruk, Okulda iken benim çok görüstügüm arkadaslardan biri idi. Bu vesile ile sizi güldürecek bir aniyi da hatirladim. 5 Fen sinifinda olanlar hatirlarlar. Aksamlari 18.35 de pencereyi açardim. Pencereye de küçük bir bayrak takardim. Pasabahçe geçerken pencereyi açip kapama 2 dak.sürerdi. Ama bazen Bogazdan gelen rüzgar ders çalisanlarin kagitlarini uçururdu. Bundan kaynaklanan kizginlikla bir gün bazi arkadaslar bayragi saklamaya karar vermisler. Bayragi siranin gözünden alip binanin ta öbür ucuna götürüp yangin söndürme kutusunun içine koymuslar. Arkasindan da "hadi bul da görelim" dediler. Ancak bayragin nereye saklandigini Faruk'un yaptigi istihbarat çalismasi ile ögrendim. Törensiz geçen bir günden sonra ertesi aksam 18.35 de pencerenin yine bayrak takili sekilde açilmasi saskinlikla izlendi! Fincandan biraz büyük bir bayragin 40 yil hatiri vardir!
67 grubundan Ibrahim bana Marmara kiraathanesindeki günlerimi hatirlatti! Ilk defa gördügüm isimler arasinda Çetin Alanya,Ahmet Sanal, Nurzat Baysak,Sefa Yüceer vardi. Dün aksam sunulan yemegin genel olarak begenildigini düsünüyorum. Ben özellikle baligi begendim. Bu baligi bulana ve getirene ayrica tesekkür etmek gerekir.Talas böregi eski anilari hatirlatti. Kapanis çorbasi da yerinde bir bulus oldu.

Ates Ülker

Değerli Kardeşlerim,
İstanbul Erkek Lisesine 1959 senesinde giren ( 59G) kardeşlerimin, Kardeşliklerinin 51. Yılı organizasyonuna başlayalı yaklaşık iki ay geçti. Araya 184 Ömer Esensoy kardeşimizin zamansız vefatı girdiği için bir süre çalışma şevkim kırıldı. Ama hayat devam ediyordu. Yeniden çalışmalara başladım. Yazışmalar, telefonlar. Çok uzun süredir sesini bile duymadığım kardeşlerimi bulmanın tarif edilemez mutluluğu. Ve sonunda ‘ 2 / Aralık / 2010 gününe geldik. Bu geceki muhteşem beraberliğin de anılarımızda kalıcı olarak yer etmesi için yazısını 1-2 gün sonra yazmaya başlamıştım. Ama önce 27/ Aralık Erken Yılbaşı kutlamasının çalışmaları, arkasından da sevgili annemin 30/ Aralık/ 2010’daki vefatı, bende bir türlü bu yazıyı tamamlayacak enerji bırakmadı. Bu gecikme için hepinizden çok çok özür dilerim.
Bu gün 2 / Aralık / 2010 Pazartesi. Kardeşlerimizle olan bütün buluşmalarımızda olduğu gibi yine çok heyecanlıyım. Ama bu günün bambaşka bir özelliği daha var. Çoğumuz gibi benim de 40 yıldır görmediğim pek çok arkadaşımız aramıza katılacak. Hem de bunların bir kısmı, aramıza katılabilmek için İstanbul dışından yollara düşecekler. Kim mi bunlar? Sevgili Necmi Ton Bursa’dan, Taner Şenocak ve Kemal Yardımsever Ankara’dan, Hamit Günal Bodrum’dan, Nazmi Erboran, Faruk Ersöz İstanbul’dan, Cevdet Celkan da Danimarka’dan aramıza katılacaklar. Vakıf, ulaşımım için bana 16.30’da araç gönderecekti. Bu nedenle sevgili Kemal Üçer aynı saatte bana geldi. Cahit kardeşim, her zamanki dakikliğiyle kapıdaydı. Kemal ile birlikte araca binip, önce Koşuyolu’na uğrayıp, sevgili Yarım Haldun’umuzu aldık. Haldun, vefalıdır. Mümkün olduğunca aramıza katılmaya çalışır. 25 / Kasım’da Köprüaltı Star lokantasında, Ateş’in organize ettiği bir akşam yemeği yemiş ve kafaları çekmiştik. O gece, 58- 59 ve 60 girişliler hep birlikteydik. Bundan 2 gün sonra Haldun, kendisini sevgili Ömer Fındıkgil’in maharetli ellerine teslim etti ve nazik bölgesinden bir operasyon geçirdi. 2 gün dinlenen sevgili Yarım’ımız, İzmir’e evine dönmek yerine, biraz daha oyalanıp,2/ Aralık’taki ( 59G) yemeğinde aramıza katılmayı tercih etti. Trafiğe rağmen, Cahit’in şoförlükte ve yol bilmedeki ustalığı sayesinde, saat 17.30’da okulda olduk.Yol boyunca Haldun’un yampiri oturuşundan, hâlâ operasyonun sıkıntısını çektiği belliydi.
Organizasyon büyük olunca, zayiat da fazla oluyordu. Nitekim, sevgili Cengiz Erçil, Şeref Türen, Atilla Güray ve Kuntsav Foça, yurt dışında yaşadıkları için katılamayacaklarını, büyük bir nezaket göstererek belirtip, teşekkür etmişlerdi. Ama akıllarının bizde kalacağı belliydi. Sevgili Tekin Arcayürek’in, artık eşsiz toplantılara katılamayacağını yazması, bizler için tabii ki üzücüydü ama söz konusu Tekin’in sağlık durumu olduğu için akan sular durmuştu. Yeni bulduğumuz Mehmet Memik, nekahat devresindeydi. Sevgili Ferit Titkirli’nin de geçici olduğunu umduğumuz sağlık sorunları , aramıza katılmasına engeldi. Adnan Kayalı, Ahmet Fehim Bulut, Bülent Evirgen,Melih Fereli ve Çetin Atsür ise, o tarihte yurt dışında olacaklarını bildirmişlerdi. Doğan Arkun ve Hasan Çatalca ise, 1 hafta kala İstanbul dışında olma zorunlulukları çıktığı için beni aradılar. Erdal Tekarslan’ın, Perşembe günleri aynı saatlerde dersi vardı. Sevgili Ömer Çakıcı’nın İstanbul’da olması, beni çok sevindirmişti. Ama o da babasının sağlık problemleri için koşuşturmaktan, yorgun, halsiz, hatta bîtap düşmüştü. O gece artık adım atacak hâli kalmamıştı. Bir grup toplandığında, gözler hep, görev yapmış moderatörleri ve kanaat önderlerini arar. O gece en az15 kişi bana, sevgili Tunçay Çaylı’nın niçin gelmediğini sordu.Meğer o gece torunu O’na gelmiş. 3 gündür de görmediğinden, torun sevgisi ağır basmış,gelememiş. Bizlere sadece O’nun kararına saygı duymak düştü. Abdülkadir Çayırgan’ın, bir gün kala iş toplantısı çıkmıştı. Bülent Dermendere’nin de yazlığını su basmıştı ve başı dertteydi. Sinan Alp’in, bel problemi oluşmuştu ve 2.80 yatmak zorunda kaldığını yazdı bana. Bülent Berkman’ın ise, 90 yaşındaki babacığı, düşüp kalça kemiğini kırmıştı. Engin Gürtanyel, aynı gün havaalanından aradı. Gribinin şiddeti geçer diye ummuştu. Ama uçağa binecek hâli yoktu. Son olarak da sevgili Veysi Günhan ile Mehmet İnce, toplantının tarihini şaşırarak, kendi kendilerine feyk
( fake)atmışlardı.
17.30 gibi okuldaydık ve Oktay Akdeniz’in orada olduğunu gördük. Saffet de ikinci adresi olarak zaten oradaydı. Bizleri ağırladı. Bahçede oturduk, çay ikram etti, fotoğraf çektirdik. Daha sonra binaya girdik. Organizasyonlarımız için canla başla çalışan, elimiz ve ayağımız Rana ve Burcu kardeşlerime uğradım. Sırf onların güler yüzlerini ve cana yakın davranışlarını görmek için bile bu organizasyonları yapmaya değerdi. Bu vesileyle, organizasyonlarımızın gerçekleşmesinde hiç bir zaman destek ve yardımlarını esirgemeyen okul müdür başyardımcımız sevgili Atakan Alan ve Vakıf müdürümüz Levent Deniz kardeşlerimle, Vakıf yöneticilerimize teşekkürü bir borç bilirim. Sonra lokale gittim. Normalde 60 kişi kapasiteli olan salonumuzu, ahçıbaşımız Ayhan usta ve arkadaşları, 84 kişinin rahat rahat oturabileceği şekilde dizayn etmişlerdi Hatta 6’şardan 12 kişilik iki altıgen masa yerleştirilebilecek boş yer kalmıştı. Böylece lokalimizin, gerektiğinde çok az sıkışarak 100 kişilik kapasiteye ulaşabileceğini de tespit etmiş olduk. Bu haliyle lokalin fotolarını çektim. Belki lazım olurdu. Rana kardeşim, organizasyonun her aşamasıyla tek tek ilgilenmişti. Her şey kusursuzdu.Burcu’nun özenli el yazısıyla hazırlanmış yaka kartlarımızı aldım. Ele avuca sığmıyorlardı. Tam 78 kişi geleceğini söylemişti. Sırf bu sayı bile her türlü yorgunluğa değerdi.
Katılacaklar arasında ilk olarak gerade Sacit arz-ı endam etti. Kırmızı kazağıyla, gecemizin bayrağı olacağı açıktı. Ya da kırmızı feneri. O’nu öptüm ve hemen peşin peşin ve sıcağı sıcağına 55 TL.’lik katılım payını tahsil ettim. Elimdeki listeye de işaretledim. İyi kalpli Sacit’im, oturup da o gecenin keyfini çıkartmak yerine‘’ Listeyi ver. Tahsilatlarını ben yapayım.’’ diyerek yardım teklifinde bulundu. Söylediğini ikiletmedim. Hemen listeyi ve yaka kartlarını O’na teslim ettim. Kapıdan her giren, önce O’na merhaba deyip, parasını ödeyip, yaka kartını alacaktı. Üstümden büyük bir yük kalkmıştı. Sefa Yüce ve Cevdet, ilk gelenlerdendi. Hele Cevdet, taa Danimarka’lardan kopup gelmişti bizi görmek için. Sefa’yı da okuldan beri görmüyordum. Üstelik o da benim gibi Çengelköy’lüydü. Kemal Yardımsever ve Taner Şenocak da Ankara’dan geliyorlardı koşa koşa. Onları da aynı şekilde 40 yıldır görmüyordum. Kucaklaşma faslından sonra hemen Ateş ve İsmail’le sohbete giriştiler. Sonra Abdullah Kahraman geldi. ( 58G)’nin öncüsü gibiydi. Ardından da hemen sevgili Çamur İbo’muz. Ama yıllar geçtikçe, O’nun üzerine yapışan bu Çamur lâkabı sanki kaplıcalardaki şifalı çamura dönüşmüştü. Çamur derken, vurgulamasını bile daha sevecen yapıyorduk. Salonun her bölgesinde ufak ufak sohbet grupları oluşmaya başlamıştı. Cevdet benden katılım listesini aldı ve Sefa ile birlikte inceleyip kimlerin geleceğini gördükçe, mutluluk tezahüratları yaptılar. Derken sevgili Kaptan’ımız , can dostum ve kankam aramıza katıldı. Sevgili Feyyaz Ersin, sıkı içicidir. Tekel bayiine pek bir içki iadesi yapamayacağımız anlaşıldı. Toplantı bittiğinde, salona geldiğinden çok daha güzelleşmiş olarak ayrılacağı, hepimizi neş’eye boğacağı kesindi. Biz, Feyyaz’la 2 aile, 2007 yılında 26 gün, 2008 yılındaysa 13 gün, O’nun Sultan adlı 14.5 m. uzunluğundaki teknesiyle, 2 defa Mavi Tur yaptık. Fırtınalara bile eşlerimizle birlikte meydan okuduk. Hani ölsek, birlikte gidecektik. Bu nedenle, O’nun ne kadar sıkı bir içici ve ne kadar yürekli bir dost olduğunu çok iyi bilirim. Meraklıları, www. iel66.org sitesinde Mavi Tur bölümlerini tıklayarak, bu maceramızı izleyebilirler. Tabii ki çok güzel başka İEL.66 beraberliklerini de. Ateş,İbo, Feyyaz ve ben, eski günlerin anısına bir foto çektirmeyi de ihmal etmedik. Sevgili Sacit, sanki maaşlı elemanmış gibi büyük bir ciddiyetle masasının başına geçmiş, görevini yapıyordu. Bekir Kilimci, epey bir süre Sacit’in masası başında vakit geçirdi.Artık sohbet mi ettiler, Sacit’i mi denetledi ,yoksa takdir mi etti? Orasını bilemem. Bir de Bekir’in kravatının çok havalı ve şık olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Derken 10 kişilik bir garson ordusu, büyük bir hız ve özenle ordövr tabaklarını masalara dağıtmaya başladılar. Ama o gece başka bir programı da olan ve kısa süreliğine arkadaşlarını görebilmek için aramıza katılan Levend Binat’ı, bunlar kesmiyordu. Sık sık bana gelip,’’ İçkiler nerede? ‘’ diye soruyordu. Oysa bazı arkadaşların güzelleşmeye daha derken başlayarak, diğerlerine fark atmalarını önlemek ve bu yolla sosyal adaleti sağlamak adına, içkilerin gelişi biraz geciktirilmişti. Yoksa bütün Cağaloğlu’nu misafir edecek kadar içkimiz vardı. Yakındaki bir bayiden içkilerimizi bol bol alıyor, açılmayan şişeleriyse iade ederek ,ödememizi ona göre yapıyorduk. Derken Ulvi Alacakaptan, Müjdat Yayvak ve Esat Erkılıç arz-ı endam ettiler. Ulvi, her zamanki gibi çok karizmatikti ve siyah giysileri içerisinde esrarengiz bir havası vardı. Bir ara yine Ahmet Fehim Bulut yüzünden İstanbul Erkek’i terk edip, birlikte Bilir Kolejine gidişini anlattı. ( Ulvi’yi, ‘’Paspal bir okul buldum. Orada çok rahat edeceğiz’’ diye kandırmış )Hoş orada da kalmamış. Ardından 4-5 okul daha değiştirmiş.
Anlayacağınız, bizim Ulvi zaten gidiciymiş de, Fehim vesile olmuş.
‘’ Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz.’’ misali. Hem biz kaybetmişiz hem de Ulvi.
Bir dönem okulda modaydı. Hatırlarsınız. Çoğunuzun da albümlerinde vardır. Kadrolu fotoğrafçımız Karlıova, bir 18 X 24 büyüklüğündeki okul arması fotoğrafının üzerine vesikalık fotolarımızı yerleştirir ve bunu her sınıf için her sene yapardı. Cevdet, yanında bunlardan birkaç tane getirmişti. Kendi okuduğu değişik sınıflara ait anılardı her halde. Arkadaşlar hemen Cevdet’in etrafını çevirdiler ve nostalji yaptılar. Sevgili Osman Katırcı’nın, Ahmet Avunduk’un, Seyhan Nuyan’ın hep kulaklarını çınlattılar fotoğraflara bakarak. Derken Emre Yazman, Doğan Gürsoy, Çetin Alanya ve Mehmet Düzceer gelerek, armalar üzerindeki diğer fotoların da hatırlanmasında yardımcı oldular. Sevgili Süheyl Zor’un da ( 58G) aramıza katılmasıyla, çifte Süheyl’li mutlu bir beraberlik yaşadık. Sohbetler ayakta sürerken, sevgili Süheyl Açıkel, Hüseyin Aktar, Ordinaryüs Prof. Dr. Froscholog, Antropolog ve elektromanyetik alanların yaşamımızı karartmamasından sorumlu devlet bakanı, çok sayın Mustafa Tunaya Ender Nadir Kalkan ve Selim Özadam salonumuza teşrif ettiler. Foto ve videolarımızı çeken , artık her toplantımızda da bizlerle beraber olacak olan ( ( 60G) ‘de de O vardı.) Özer Coşkuntuna kardeşimiz de gelmiş, harıl harıl çalışıyordu. Düzceer, bu gece hanım arkadaşlarından kurtulabilmiş olmanın mutluluğu içerisinde sinsi sinsi gülümsüyordu. Selim’in de artık daha sık aramızda olması sevindiriciydi. Müjdat, mühendisliği gereği yaşamını, İstanbul ile Mudanya arasında geçiriyor. Sürekli ihalelere katılıyor ya da bir yerlere kablo döşüyor. Bu toplantının, O’nun da ender boş gecelerinden birine denk geldiği için mutluyduk.
Sevgili Levent’in, ateş almak için bile olsa, uğradığına değmişti. Pek çok arkadaşımızla hasret giderdi. Yemeğe kalamadı ama daha nice beraberlikler vardı önümüzde. Düzceer,Tunaya’yı pek bir hasretle öptü. Bu geceyi hanım arkadaşlarından ayrı geçirmesinin acısını ondan çıkaracaktı anlaşılan. Sevgili ressamımız Timur Kocagözoğlu da, bu akşam bütün olumsuzluk oranlarını bertaraf ederek aramıza katılmıştı.Aslında geleceğinden kendisi de % 100 emin olamamıştı. Ben bir ara iki Süheyl’in arasında dilek tutarak, foto çektirdim. Eğer tutarsa, bana da yeter, hepimize de. Gözlerim bile açılır. Sonra da hızımı alamayarak, sırayla hemen hemen bütün arkadaşlarımın yanında fotolar çektirdim, fotolar de çektim. Ne de olsa, can çıkmadan huy çıkmıyor. Hani dinimizde, lâhitimize ( Kendimi kral sanıyorum ya) birkaç parça eşya konmasına izin olsa, fotoğraf makinemi, birkaç Fizik kitabımı ve Sema’mın bana hediye ettiği kalp şeklindeki anahtarlığı koyun, diye vasiyet edeceğim.
Arkadaşlar masalara yerleşmeye başlamışlardı ki, içkiler de geldi. Bekir, Abdullah, Oktay, Süheyl Zor, Saffet, en dipteki altıgen masaya yerleşmeyi uygun gördüler. Ne de olsa ağbilerimizdi. Salonda herkesi görebilecekleri uygun bir yere oturmaları normaldi. Orada mevzilenip, gerekirse durumlara vaziyet edeceklerdi. İçkilerle, Hamit Günal’ın, Eser Atambay’ın ve Sabri Derman’ın gelişi aynı ana denk düşmüştü. Sevgili Hamit de 40 yıldır göremediği arkadaşlarıyla buluşabilmek için taa Bodrum’lardan gelmişti. Eser, biraz sohbetten sonra gidip, köşedeki ağbiler masasına yerleşti .Sabri ise, iyiler siyah giyer misali, iddialı bir siyahlığa bürünmüştü. Celal Emir, her zamanki gibi ve yaşı icabı, biraz gecikmeli olarak geldi. Ve büyük bir tezahüratla karşılandı. Alp Orçun da sıkı içicilerdendir. İki büyük devirir, en ufak bir sarhoşluğunu görmezsiniz. O, büyük olaylar yaratır. O da Taner ile Kemal Üçer’in arasına yerleşti. Hâlâ aktif olarak uçan kaptan pilot Nazmi Erboran kardeşimle, basketbol takımımızın ve okulumuzun medar-ı iftiharı sevgili Necmi Ton’un, salona girişleri çok görkemli oldu. Her ikisini de yine 40 yıldır görmüyorduk. Gerçi benim, Nazmi’yle irtibatım hiç kesilmemişti. Kendisi İstanbul’da yaşıyor ve evi bana çok uzak değil. Ama Necmi’ciğimin bizleri kırmayarak ve özlediği için Bursa’lardan gelmesi de çok duygulandırıcıydı. Levend, gitmeden dostlarla rakı parlatmayı ihmal etmedi. Birkaç da foto çektirip, diğer toplantısına yetişmek üzere kayıplara karıştı. Bedii Taptık, Kemal Yardımsever, Esat, Sefa ve Hüseyin, hemen girişte soldaki masanın uç kısmına yerleşmişler ve kadehleri tokuşturmaya başlamışlardı. En büyük tezahüratlardan biri de sevgili Faruk Ersöz’e yapıldı. Önce Necmi’ye sarıldı, sonra da sıra sıra herkesle kucaklaştı. Son olarak da Sabri’nin elinde kaldı. Bir daha gelmeyebilir endişesiyle, gelir gelmez onunla bir grup fotosu çektirmeyi ihmal etmedik. Faruk’u 40 yıldır görmeyenler arasında ben de vardım.
Saffet, yeni yapılan İELEV. Genel Kurulunda yönetime seçilmişti. O’nu kutlamayı da ihmal etmedik. Mustafa Gemici, yani eskinin korku filmi Angır’ı, şimdilerin ise Angır peygamberinin , ne zaman geldiğini görmemiştim. O’nu, Alp’le birlikte sohbet ederken buldum. Bu iki güzel insanın konuları, mutlaka ya uhrevi ya da dünyevi güzellikler olmalıydı. Tunaya ve Esat gibi, karı-kız ya da Fenerbahçe sohbeti yapmayacaklardı her halde. Mustafa okuldayken, çok kişinin kabusuydu. Ama sonradan nedamet getirmiş, hatta hacca gitmiş,hak yolunu ve çalışma hayatını seçmiş, gerçekten imrenilecek bir olgunluğa erişmişti. Asla yobaz oldu falan sanmayın. Ama her konuda o kadar insancıl düşünüyordu ki, kıskanmamak elde değildi. Doğal olarak alkol de kullanmıyordu. Bir de sakal bırakmıştı ki, adeta nur yüzlü bir ihtiyar olmuştu. Tuncer’in gelişi, salonda hareketlilik yarattı. Sacit’e ödeme yapmayı ret ederek, hemen öpüşme turlarına girişti. Ödemeyi sonra yaparmış. Ama kurallarımız herkes için geçerliydi. Hemen peşine takıldım. Birkaç tur attık. Sonunda baktı ki kurtuluş yok., paşa paşa ödemesini yaptı. Ama ben de tıknefes oldum. Bir kriz geçirmediysem, dostların verdiği yaşama sevincindendir. Tuncer de ağbiler masasına konuşlandı. Necmi Ton çok mutlu görünüyordu. Belli ki mutluluklar karşılıklıydı. Salonun sağ tarafındaki uzun masanın dip tarafında Çamur İbo, Kemal Kafadar, Çetin Alanya, Düzceer, Emre, onların karşısında ise, Hamit, Ulvi, Ahmet Şanal ve Sabri oturuyorlardı. Çetin de içimizde en fazla yoğun olanlardan. Bu nedenle seyrek görüyoruz. O’nun gelişi de bütün arkadaşlarımızı özellikle çok mutlu etmişti. Sohbet şahaneydi. Kadehler ardı ardına kalkıyordu. Emre’ciğim, her zamanki nezaket, zarafet, nüktedanlığı ve taklit edilemez kahkahalarıyla çevresine neş’e saçıyordu. Aynı masanın bize doğru devamında ise, Süheyl Açıkel, Selim, İsmail, Teufel Ahmet, Yarım, Faruk,Celal ve Ateş yerleşmişlerdi. Süheyl esprileriyle etrafını kırıp geçiriyordu. Teufel Ahmet’i ise, yeni bulmuştum. Ama devamsızlık yapmıyordu. Yoklamaları kaçırmıyordu. Aramızda olabilmek için fırsatları değerlendiriyordu. İsmail, muzip suratıyla kısa metrajlı ama delici esprilerini yapıyor, hassas noktalara parmak basıyordu. Şanal’cığımın da gelişini kaçırdım ama O’nun tatlı sohbetinden mahrum kalmamak için tabağımı kapıp, bir süreliğine onunla Sabri’nin yanına gidip oturdum. Hem kısa süreliğine de olsa dinlendim hem de feyiz aldım. Metrobüs canavarımız Ateş, Celal ve çevresindekilere ,son maceralarını anlatıyordu her halde. Çünkü o bölümde de kahkahalar hiç kesilmiyordu. Celal, iş icabı çok sık Çin’e gidip geliyor. Yani Çinli hatunlar konusunda ihtisas sahibi. Ateş ise, hatunlar konusunda uluslar arası araştırmalar ve yorumlar yapıyor. Yani bir de Bülent Evirgen ( Horoz) yanlarında olsaydı, bu üçlüyü bütün gece kimse birbirinden ayıramazdı. Nazmi ile Cevdet, fotolar ve listeler ellerinde uzun uzun kaynattılar. Ben genelde ayaktaydım. Hem fotolar çekiyor hem de servisin aksamaması için sürekli her şeyi kontrol ediyordum.
Büyük çoğunluğun geldiğine kanaat getirdiğim bir saatte, 50. Kardeşlik Yılı buluşmalarımızın organizasyonunda önayak olan ve bizlerden gerek Vakfımız gerek şahsı adına hiç bir desteği esirgemeyen sevgili Kemal Kafadar kardeşimi, açılış konuşmasını yapmak üzere çağırdım. Kafadar, 9 yıldır Vakıf genel müdürlüğümüzü yapmaktaydı. Ancak yapılmış olan yeni genel kurul öncesi, görevinden istifa etmişti. Yeniden görevinin başına gelir ya da gelmez ama camiamız, O’nu her zaman yaptığı değerli hizmetleriyle ve ilaveten 50. Kardeşlik Yılı toplantılarının temelini attığı için de şükranla anacaktır. Tabii ki, gelecekteki her yönetimin de bu güzel başlangıca destek vereceğinden hiç bir şüphemiz yoktur. Kemal herkese, katılımları nedeniyle teşekkür eden ve kardeşliğimizin önemini vurgulayan çok kısa bir konuşma yaptıktan sonra topu bana attı. Ben de önce teşekkür edip, ardından özellikle yeni kaybettiğimiz Ömer Esensoy kardeşimizi ve Zeki Karadeniz’in eşi Neyyire kardeşimizi anarak, artık aramızda bulunmayan ve o gece aramızda bulunamayan tüm kardeşlerimiz adına kadeh kaldırarak, artık yerleşmiş olan bu ananemizi yerine getirdim. Ardından büyük bir alkış koptu. Tam bu sırada siyah bir gölge gelip, mikrofonu ele geçirdi. Bunun Sabri olduğunu fark ettiğimde iş işten geçmişti. ‘’ Bu organizasyonlarda Tayfun’un hiçbir katkısı yoktur, bütün her şeyi yapan Sema’dır. ‘’ şeklinde kısa ve öz bir konuşma yaptı, kılçığını attı ve deminkinden daha büyük bir alkış aldı. Sevgili İlhan Güllü ve Sohtaoğlu da bana fark ettirmeden gelmişlerdi. Bülent bir ara yanıma gelip, ‘’ Ben ne zaman ödememi yapacağım?’’ diye sordu. İşte o anda Sohtaoğlu’nun geldiğinden ve zaten emin olduğum dürüstlüğünden, Sacit’in ise, görevini aksattığından haberim oldu. Üstelik Bülent, yakalığını bile takmıştı. Çünkü Sacit, listeleri, yakalıkları reception masası üzerinde bırakıp, atıştırmaya ve sohbete koyulmuştu. Yani yaka kartlarının durumu, saldım çayıra, mevlâm kayıra, şeklindeydi. Hemen duruma el koydum. Çok sık aramıza katılamayan İlhan kardeşimin ise, ( 60G) toplantısındaki şanssızlığını yenip, bu gece gelebilmiş olası güzeldi. Hemen Cevdet’in sol yanına oturdu. Sevgili Tunaya’nın hangi masada oturduğunu tam olarak tespit edemedim. Elinde kadehiyle, bir konsomatris gibi masadan masaya dolaşıyordu. Ahmet Sabri Bulut, nam- ı diğer Cik Cik’in gelmesi de hepimizi çok sevindirdi. Cik Cik, Moda’dan da arkadaşımdı. Evimize girer çıkardı. O’nun güzel kalbini bilmeyen yoktur. Mavi Tur 2008’de de bir haftayı birlikte geçirdik. Bir ara Sohtaoğlu, Tunaya, Cik Cik ve Feyyaz altıgen masaya oturarak, taam ettiler. Onlara el gıda vel meşrubat takdim edildi ve hoş sohbet yaptılar. Nurzat Baysak da( 58G) en son gelenlerdendi. O da çok şıktı. Selamlaşma faslından sonra O da sevgili Ente gibi gidip, ağbiler masasına oturdu.
Sevgili Ente bir ara yanıma geldi. ‘’ Tayfun ‘’ dedi. ‘’ Dört dörtlük bir organizasyon. Her şey mükemmel. Seni gönülden kutlarım.’’ dedi. Sarsılmıştım. Ente’nin başına acaba 3. kat pencerelerinden bir saksı falan mı düşmüştü? Ama yine de sevgili Tuncer’den övgü almak çok hoşuma gitmişti. Sık sık rastladığım bir durum değildi bu. Gecenin sürprizlerinden biri de sevgili Erkal Özden’di. O da gidip, Kafadar’ın karşısında bir yere yerleşti. Erkal, sabırsızlıkla dede olacağı günü bekliyor. Zaten eli kulağında. Her an bir telefon O’na, müjdeli haberi verebilirdi. Tabii ki hiç kimse, gece boyunca ilk oturduğu yerde demir atmıyor, elinde kadehi , hatta tabağıyla birlikte yer değiştiriyordu. Bu nedenle de sohbet grupları sürekli şekil değiştiriyordu. Ata Murat Sel, en geç gelenimizdi. Başında her zamanki gibi karakteristik kasketiyle gelip, Nazmi’nin sağına oturdu. Celal ve Ulvi de o masaya gelerek, yeni bir kahkaha odağı oluşturdular. Karşılarında ise, Yardımsever, Sefa Yüce oturuyordu. Mönüden şikayetçi olan yoktu.Zaten her bir kalemi tek tek itinayla seçmiş, hatta bazıları için sevgili aşçıbaşımız Ayhan ustaya tarif bile vermiştim. Pek çok arkadaşımız,piliç köfte,kadınbudu köfte ve talaş böreğinden oluşan ara sıcakları ana yemek sanmıştı. Ardından her biri 350 gr. olarak seçilmiş, mangalda pişmiş nefis çupralarımızın geldiğini görünce şaşırdılar. Sonra sürpriz olarak gelen mercimek çorbası, çok alkış topladı. Ben dahil bazılarımız, ikişer, hatta üçer kase içtik. Aslında işkembe çorbası düşünmüştük ama pratikte mümkün olmadı. Bunu, geleneksel tulumba tatlımız takip etti. Emre’nin soğana alerjisi varmış. O’nun için özel soğansız piyaz yaptırtmıştım. Emre çok mütehassıs oldu. ( Artık soğansız piyazdan ne hayır gelirse? Orasına da ben karışmam.Ben insanlığımı yapayım da.) Celal ile Necmi Ton, uzun uzun kaynattılar. Saffet erken ayrılmak zorunda kaldı. Pastanın kesilişini bekleyemedi. İsmail, Nazmi’yi bulmuş olmaktan mutluydu. Ne de olsa ikisi de asker kökenli. Hem subay hemi de centilmen takımından. Alp de Kemal Yardımsever’lerin masasına geçmiş, hararetle kaynatıyordu. Yeldeğirmeni takımından, İEL. öncesi arkadaşlıkları olan Ata ile Hamit de özlem gideriyordu. Keşke Öktem Vardar da aralarında olabilseydi. Eser, ağbiler masasına neş’e katıyordu. Teufel, Sohtaoğlu, Yarım, Müjdat, Sabri ve Ateş uzun uzun eski okul günlerini yâd ettiler. Tiryakilerden bir grup, sık sık açık havaya çıkarak, cigara tüttürüyorlardı. Aralarına karışan 1-2 masumun da günahlarını almak pahasına, bu grubu sizlere ifşa ediyorum. Selim, Mustafa, Kemal Üçer, Doğan, Tunaya, Esat, Timur, Taner, Ente, Kemal yardımsever. Zırt pırt kapı önüne çıkıyorlardı. Hatta orada daha çok zaman geçiriyorlardı. Doğan’cığımın sigara içmediğini biliyorum. Ama diğerlerine uymuş, dumanaltı oluyordu. Bu grup bir ara da, uydu yayınları konusunda ahkâm kestiler. İçlerinde hâlâ uydu seyircisi zampik atmacalar vardı. Sabri, Cik Cik ile Müjdat’a uyku konusunda bir brifing verdi. Bir ara Cevdet, ayağa kalktı, salonu susturdu ve aldı sazı eline. Önce organizasyona teşekkür etti. Sonra Yunus Emre’den. bir dörtlük patlattı. ( Cevdet de içimizde hacılık mertebesine ulaşmış, güzel kardeşlerimizdendir. Dürr de gelse, üçleyecektik. ) Ardından da çantasından Danimarka’daki Danimarkalı eşi Merethe’nin kendi elleriyle hazırladığı bir hediye paketini, Sema’ya iletmem için bana verdi. Paketin içinden, ceviz, fındık, palamut ve bir paket çikolata çıktı. 60 yaşı devirdiğim şu sıralarda tam da benim ihtiyacım olan şeylerdi. Sağolasın Cevdet, sağolasın Merethe. Paketin içeriğini soranlara,’’ Kuşlar için faydalı yiyecekler.’’diye yanıt verdim. Bunu duyan Cik Cik, hemen başıma musallat oldu. ‘’ Madem ki kuşlarla ilgili, o halde ben de yemeliyim.’’ diye tutturdu. Paketi çantama koyup, fermuarını kapattım da zor bela kurtardım Cik Cik’in pençelerinden. Nazmi,’’Benim bildiğim Tayfun’un bu pakettekilere ihtiyacı yoktur.Pakettekileri bana versin’’ dediyse de bu tuzağa düşmedim. Tunaya da’’ En büyük Tayfun.’’ şeklinde tezahürat yaptı ve benim şerefime kaldırdı, kadehini.
Sıra pastamıza gelmişti. ( 59G ) için 51. Kardeşlik Yılı pastamız, özellikle üzerinde okulumuzun komple fotoğrafı olacak şekilde hazırlanmıştı. Bunda da yine Rana kardeşimizin büyük emeği vardı. Pastanın yemek salonuna girişi sırasında ben, okul marşımızı başlattım. Kemal Kafadar kardeşim de erken ayrılmak zorunda kalmıştı. Oysa ( 60G) toplantısında marşı O söyletmiş, pastayı da birlikte kesmiştik. Şimdi ise para pul dahil, bütün mesuliyetler benim omuzlarımdaydı. Bütün arkadaşlar pastanın etrafına toplanarak, büyük bir coşku içerisinde 51 yıldır söylediğimiz gibi okul marşımızı söyledik. Marşımız biterken, solumda Ata Murat, sağımda ise Emre olmak üzere, ellerimiz benim bıçağı tutan ellerim üzerinde birleşti ve üçümüz birlikte, biraz da kesmeye kıyamayarak, ‘’ Pasta kesilecek.’’ …’’ Kes’’ komutu ve tüm arkadaşlarımızın alkışlarıyla pastamızdan ilk dilimi kesip çıkardık. Son olarak da‘’ Okulumuz payidar kalsın.’’ temennisiyle pastamızın kesilip dağıtılmasını profesyonel ellere teslim ettik. Tabii ki bunun arkasından deşarj olmazsak olmazdı. Hep bir ağızdan Tunaya’nın önderliğinde ‘’ Bom bili bili bili bom’’ şarkısını söyleyerek neş’elendik. Keşke Saffet ve Kafadar da erken ayrılmak zorunda olmayıp, o an yanımızda olsalardı. Tüm yemek boyunca olduğu gibi pasta dağıtılırken de sevgili Doğan, az yemeye ve perhizini bozmamaya dikkat etti. Kadınbudu köfteleri ve tulumba tatlılarını bile elinin tersiyle ittiğine şıracı olarak, ben şahidim. Çünkü biliyordu ki, sürekli video ve foto çekimleri yapılıyordu. Sevgili eşi Sevinç’e karşı mahcup olmak istemezdi. Bu çekimler olmasa bile, kendisinin iyiliği için benim O’nu, Sevinç’e gammazlayacağımı bilirdi. Bu nedenle bozacı kardeşim, canım Doğan’ım, o gece biraz mahsun kaldı. Benim de Doğan’dan aşağı kalır yanım yoktu. Balığımı bile yemeye fırsat bulamamıştım. Hemi vallah hemi de billah. Ama bir farkımız vardı. Ben lokalden ayrılırken Ayhan usta, eksik olmasın, elime bir paket tutuşturdu. Paketten, birkaç tulumba tatlısı, birkaç kadınbudu köfte, iki adet de balık çıktı. Onları ertesi gün evde Sema’yla afiyetle yedik.
Bütün arkadaşlarımız, 40 yıl sonra gelen böyle bir beraberliğin mutluluğu içerisinde, çok neş’eli bir birliktelik yaşadılar. Tek üzüldüğüm, listede adı olan 21 arkadaşımızın, hiç haber vermeden aramıza katılmayışları oldu. Hem böyle muhteşem bir geceyi kaçırdılar hem de mutfakta çok yemek arttı.Neyse ki bu yemekler ertesi gün, okuldaki öğrencilere ya da Vakıfın bursiyerlerine dağıtılarak değerlendirilecekti. Gecenin sonunda bir kısmımız da yerlere oturarak, toplu bir resim çektirmeyi ihmal etmedik. Ama bu fotoğrafa da girememiş arkadaşlarımız olduğunu sonradan fark ettim. Fotoğraf sonrası benim, organizasyonla ilgili işlerim vardı. Onları hallettim. Arkadaşlar da dağılmaya başlamışlardı. Sadece Necmi ile Haldun, bu gece okulda geceleyecekler ve böylece nostalji de yapacaklardı. Bunun için okul idaresinden isimler verilerek özel izin alınmıştı.O sırada, o gece okulda nöbetçi öğretmen olan Beden Eğitimi öğretmeni Bülent Erbay kardeşimiz geldi. Görünüşünden zaten spor öğretmeni olduğu belliydi. Uzun boylu ve yakışıklıydı. Basketbol takımını da çalıştırıyormuş. Necmi ile de uzun uzun sohbetler yapmışlar. Bülent bey, Necmi ile Haldun’u alarak yatakhanelerine götürdü. Eksik olmasınlar. Vakıfın benim dönüşüm için tahsis ettiği araç kapıda bekliyordu. Tabii ki sevgili Cahit de yanıbaşındaydı. Ben öne geçtim, Kemal Üçer, Angır Mustafa ve Timur da arkaya kuruldular. Önce Kemal’i, evine devam edeceği aracının yanına bıraktık. Sonra Mustafa ile Timur kollarıma girip, beni apartmanımın kapısında Sema’ya elleriyle teslim ettiler. Cahit kardeşim sonra onları da evine bırakıp, yoluna devam etti.
Böylece mutlu beraberliklerin başlangıcı olan bir mutlu gecenin de sonuna geldik. Sağolun arkadaşlar. İyi ki varsınız, iyi ki böyle bir camiada buluştuk. 51 yıl önce de, bu gün de….İyi ki sarısiyahlıyız, iyi ki İstanbul Erkek Liseliyiz.
Her yerde inlesin gürleyen sesi, İstanbul Yıldızı Erkek Lisesi.
Organizasyondan Tayfun Sayar