Arkadaşlar,

Dün akşam Samatya'daki Balıkevi'nde, Sevgili Tunaya'nın organizatörlüğünde, Kadir + eşi ve 2 misafiri için, yine herkesi kıskandıracak şekilde biraraya geldik. Sevgili Çakıcı yıldırım hızıyla hazırladığı albüm ile, çok neşeli geçen gecemizi ölümsüzleştirmiş. Kendisine hepimiz adına teşekkür ediyorum.

Gece boyunca KKMiço'muz yine, bir 30 Şubat günü bizlere teslim edeceği video kamerasının başındaydı. Bence ona pek belbağlamayınız. Ama o, gene o güzel uslubuyla geceyi en ince detayına kadar bizlere aktaracaktır.

Hepinize selamlar

Tuncay Çaylı

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sevgili Dostlar,
Kadir'in, eşiyle Türkiye'ye geleceği haberi üzerine, grupta hemen bir faaliyet başladı. Hemen Tunaya’ya, bir Samatya organizasyonu yapması için seslenildi. O da hemen bu işe soyundu. O’nun soyunmasını fırsat bilen ben ve bazı arkadaşlarım, bu pozisyonunu değerlendirdik, bayağı rahatladık. Ardından birer sigara bile yaktık. Sevgili Kadir bizlere, ‘’ Ne istersiniz?’’ diye bir soru sordu. Ben bir şiirle istekleri sıraladım. Ama teşekkürü bizim gaddar Moderatör aldı. Sonunda çikolatada anlaştık. Bana diyet, diğerlerine niyet hesabı. Önce eşsiz, sonra eşli, hatta çok eşli fikirleri ortaya atıldı. Listeler uzadı ve bu gün eşli, Frosch’lu, Ente’li, Kelli, Körlü, Topallı 25 kişilik bir grup, Samatya’da, sevgili Katır’ı karşılamak ve beraber olmak için toplandık. O da, eşi + arkadaşları bir aileyle gelince, ettik 29 kişi. Kadir bile şaşırdı. ‘’ Ben, en fazla 8- 10 kişi oluruz sanmıştım. Çok harika bir buluşma oldu.’’ dedi.
Bu gün 15.00’de kalktığımda, gerçekten heyecanlıydım. Hazırlandım, çekim çantamı hazırladım ve sevgili Fehim, beni ilk defa hayal kırıklığına uğrattı. Gerçi 16.45’de arayıp haber verdi ama ben O’nun dakikliğine o kadar alışmıştım ki, 20 dk. gecikmesini, sanırım asla affedemeyeceğim. Evet, 17.20’de makam arabamız, otoparkımızın girişindeydi. Çok uzun süredir görüşemediğimizden!,hasretle öpüşüp, koklaştık. Sevgili Roswitha, kafamı çarpmayayım diye, beni itinayla arabaya yerleştirdi. Yolda, biraz spor muhabbeti yaptık ve sevgili şoförüm Ahmet, yine kendi bildiği özel yollardan, bize Zeytinburnu üzerinden trafikten arınmış yollardan bir tur attırarak, Samatya’ya getirdi. 18.23’de, bizi meydana inen merdivenlerin önünde indirip, arabayı park etmeye gitti. Buraya hiç gelmemiştim. Sadece İkinci Bahar dizisinden biliyordum. Çekimlere, daha arabadayken başlamıştım. Burada da devam ettim. Meydanın genel görüntüsü, sağda dizinin çekildiği Ali Haydar kebapçısı, solda rakip kebapçı Develi, birkaç basamak aşağıda, sağda ise, toplanacağımız mekan Samatya Balık Evi. 18.26’da dükkanın önündeydik. Burada, birkaç defa eşsiz toplanılmıştı. Ama ben katılamamıştım. Upuzun bir masa hazırlamışlardı. 4 metresi dükkanın dışında, 3 metresi içeride kalıyordu. İçerideki kısım, bir basamak kadar daha yüksekteydi. Oraya, yüksek tabakanın oturması daha uygundu.
Tunaya, organizatör edasıyla 18.28’de aramıza katıldı. Hemen personeli teftiş etti. Ben de genel ve detay görüntüler almaya başladım. Dip kısımda, meze ve balıkların olduğu buzdolabı vitrininin arkası mutfaktı. İçeriye daldım. Tanıştık. Arif ve Ömer ustalar, ocağın başındaydı. Erol, Serkan, birkaç da komi vardı. Ben, hem içeriye hem dışarıya yakın olsun diye ama haddimi de bilerek, alt tabakanın oturacağı dışarıdaki kısmın tam ek yerine oturmayı tercih etmiştim. Tunaya ise, organizatör olduğu ve alışkanlığı nedeniyle, BAŞA oturdu. Halbuki O’na hep nasihat etmişizdir. ‘’ Taşa, yaşa, başa oturma.’’ diye. Ama insanlar, alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyorlar. 18.40’da Veysi ve Nükhet, deniz tarafından göründüler. Veysi de benim gibi, ‘’ Üç kuruş fazla olsun, kırmızı olsun.’’ diyenlerden. Hemen karşımıza yerleştiler. Sema’nın solundaysa, Roswitha ve Fehim oturuyordu. 18.59’da, günün modasına uymuş bir şekilde, siyah- beyaz çizgili bluzu içerisinde sevgili Profiterolüm İnci gözüktü ve eşinin karşısındaki yerine oturdu. 19.07’de gelen Sabri, büyük bir coşku yarattı. Artık benden nefret etmiyor galiba. Gece boyunca, durmadan gelip beni öptü. Hatta bir defasında ‘’Ulan şu ağzını sil de bir kere de sen beni öp’’ diye, hayıflandı. Ardından da kendi elleriyle, peçeteyle ağzımı silip, kendini bana öptürdü. Sabri, kareli bir gömlek giymişti. Hani şair, ‘’ Seni karelere bölüp, her kareni ayrı ayrı öpmek istiyorum.’’ demiş ya, öylesine karşımızdaydı. Allahtan pantolonu kareli değildi. Eski günleri yad ettik. 70’li yıllarda, birkaç aile, birbirimize çok yakın oturur ve birbirimizin evinden çıkmazdık. Zeynep bebenin, gerçekten bebe olduğu günleri yad ettik. Sabri, Frosch ile Froschiterol’ün arasına, yani masanın sivri ucuna, herkesi görecek şekilde yerleşti. 19.12’de, sevgili Süheyl aramıza katıldı, her zamanki güler yüzüyle. Sanki,’’ Ben, 1912’nin ahvadıyım.’’ der gibi bir geliş saati seçmişti kendine. Üst tabakanın oturacağı, hemen benim çaprazımdaki makama yerleşti.
19.13’de bir güzel kadın, elinden tuttuğu Ente’siyle aramıza katıldı. Bu kadının, bizleri öpüşündeki sıcaklıktan, sevgili Berna olduğunu anladım. Tuncer ise, benim görmediğime hala alışamadığından, ‘’ Sana selam gönderdim 4 m. uzaktan, selamımı almadın.’’ şeklinde bir şeyler anlatmaya çalıştı. ‘’ Oğlum Ente, yanıma gelip, beni öpeceksin. Ben de sana sarılıp, kim olduğunu anlayacağım.’’ şeklinde O’nu fırçaladım da, kendine geldi. Bununla da yetinmeyip, ben O’nun yanına gittim, öptüm, sıktım, mıncıkladım, dümenine geçtim. Buna da gece boyunca devam ederek, sonunda O’nu dostluğumuza, kardeşliğimize, bir elmanın iki yarısı olduğumuza, etle tırnak gibi olmamız gerektiğine ikna ettim. Bayan Ente, hemen Nükhet’in yanına, sevgili Tuncer de O’nun yanına yerleşti. 19.15’de, Bedii ile Nilüfer aramıza katıldı. Biz onları, Bodrum, Torba’da zannediyorduk. Meğerse, bir hafta olmuş geleli. Bedii, Fehim’in yanına, sevgili Nilüfer de, O’nun karşısına, Ente’nin yanına yerleştiler. Bence Ente’nin yakınında bir psikoloğun oturması, isabetli olmuştu. 19.16’da, ben kendi hesabıma çakıldım. Çünkü ben çakılmasam, nasıl olsa sevgili Çakıcı, adamı her an çakabilirdi. Hadi ondan kurtuldum diyelim, sevgili İklil, çaktı mı göçerten cinstendi. 2 gün önce bizde, ‘’ Bu akşam çok yedim, artık gece bir şey yemem .’’ dediğimde, ‘’ bana öyle bir bağırdı ki, kanım dondu. Hala geçirdiğim şoktan kurtulamadım. Doktorlara başvurdum, ‘’ Travma geçiriyorsun.’’ dediler. Düşünüyorum da, bir de ‘’ Bir şeyler yerim.’’ deseydim, neler olacaktı. Bitmiştim her halde. Er kişi niyetine gitmiştim. Bu nedenle, onların gelip, beni öpmelerini bekledim. Ve kibarca karşılık verdim. Sevgili Çakıcı, hemen sağımda, üst tabaka mekanındaki yerini aldı. İklil de, O’nun çaprazında, karşısına, Süheyl’in yanına oturdu. Bence amacı, oradan kuşbakışı beni kontrol etmekti. Gıkımı çıkaramadım. Gece boyunca hareketlerime ve söylemlerime dikkat etmek zorunda olduğumun bilincindeydim.
19.17’de, vücudum kendiliğinden ‘’ Hazır ol’’a geçti ve Şırrrak diye bir selam çaktım elimde olmadan. Anladım ki, bir Moderatik alanın etkisindeyim. Hemen kendime çeki- düzen verdim. Bu seferki, Çakıcı’dan bile daha sert, tüylü, kıllı bir öcü etkisiydi. Canım Thunch I’ımla sarılıp, öpüştük ve O’nun yüzündeki gülümsemeyi hissedinceye kadar da, dilim dişim kilitlendi. Allahtan hemen arkasından leopar Emel’im, sevgili Bülvin’imle sarıldık ta, ödümü çıtlamaktan kurtardım. Sonrası ise, canım Doğan’ımın, sevgili Sevinç’imin tatlı yüzleri ve gülücükleriyle daha kolay oldu benim için. Sevinç’le Bülvin, istem dışı gelmişler. Frosch onları, haberleri olmadan listeye yazmış. Onlar da ‘’ Adet böyle her halde.’’ diye düşünmüşler. Adını listeye yazarlarsa, mecburen gideceksin. Ve yola düşüp gelmişler. İyi de etmişler. Onlarla gecemiz, çok daha güzelleşti. Bu grup da, tabii aralarında MDR. olduğundan, üst tabaka platformuna yerleştiler. Çakıcı’nın yanına Tuncay, sonra Doğan, İklil’in yanına da Sevinç, O’nun yanına panter Bülvin. Süheyl, Çakıcı, İklil triumvirliğine bir de Tuncay eklenmişti. Gece benim için zor geçeceğe benziyordu. ‘’Ateş, düştüğü yeri yakar’’derler. Ama 19.21’de gelen bizim Ateş, yanan yüreklere su serpen cinstendir. O’nu da sevinçle karşıladık. Ve gidip, Sevinç’in çaprazına, Doğan’ın yanına konuşlandı. 19.33, bizleri, sanata tercih edenlerin gönüllerde taht kurduğu andı. Lipsos’da ‘’ Arkadaşlar, artık kaymayalım’’ diyen ve tarafımdan ikaz edilen sevgili Levent ile, günlerini sürekli sanat etkinlikleriyle değerlendiren Düzceer aramıza katılmışlardı. Onları çok sık görmediğimizden, yerlerine gidene kadar epey tacize uğradılar. Öpenler, koklayanlar, elleyenler, mıncıklayanlar, çimdikleyenler gırla gitti. Sonunda Levent kendini Ateş’in yanına, Düzceer de O’nun karşısına, Bülvin’in yanına atarak namusu zor kurtardılar.
19.50, gecenin anlam ve mahiyetinin vücut bulduğu andı. Sevgili Kadir, yanında eşi Anita ve arkadaşları olan bir aile ile birlikte, bayan, Avusturya’dan Gudrun, eşi ise İsviçre’den Wolfgang, göründüler. Aslında Kadir umurumuzda değildi .Bizler çikolataları bekliyorduk. (Tayfun'un sipariş şiirini okumak için tıklayın) Ama çikolatalar, kendiliklerinden gelemeyeceklerinden, Kadir, eşi ve arkadaşlarına büyük sevgi gösterisinde bulunduk. Saçları ağartmış ama Kadir, gayet zinde ve çevikti. Gösterilen sevgi tezahüratlarına daha fazla dayanamayarak, çantasını açıp, çikolataları dağıtmaya başladı. . Benim için diyet getirmeyi de unutmamıştı eksik olmasın. Eşi Anita, Realschule ‘de matematik öğretmeniymiş. Bu nedenle, 200 km. mesafedeki iki ayrı şehirde yaşayıp, hafta sonu buluşuyorlarmış. Daha iyisi, Şam’da kayısı. Bir de oğulları varmış 30 yaşında, Deniz isminde. Kadir ve grubu, ilk geldiklerinde Levent’ten sonraki bölüme yerleşmişlerdi. Ama bu sohbetimiz sırasında, İnci Sema’nın yanına gitmiş, O’nun yerine gelen Roswitha ile Anita, bir Alman düeti oluşturmuşlardı. Karşılarında da bizim Frosch. O da hemen , ‘’ Benim de iki kızım var.’’ diye söyleyince, hemen tamamladım. ‘’ Evet, O’nun iki güzel kızı, binlerce de Larve’si var. ‘’ Başta şaşıran Anita, karşısındaki canlının aslında bir Frosch olduğunu öğrenince, ‘’ Benim kocam aslında ne oluyor?’’ dedi. O’na da tarifle anlattık Katır’ı. Orjinal kelimeyi Rosi de unutmuştu. Anita mutlulukla, Maulesel diye haykırdı. Tunaya, listeye yazmadıkları halde, Dürr ile Düriye’nin yolda olduklarını söyleyince, çok sevindik. Ve 20.07’de Dürr Ömer ile Berna’yı kucaklamanın mutluluğunu yaşıyorduk. Onlar da önce masanın en sonuna, Kadirlerin yanına yerleştiler. Ama sonradan hemen herkes gibi, onlar da sık sık yer değiştirerek, herkesle sohbet etmeye çalıştılar. Bir tek Altın Kızlar hariç. Onlar, bir taraftan Süheyl diğer taraftan Düzceer’in yolu tıkaması nedeniyle fazla kıpraşamadılar. Hatta 4. kata bile çıkamadılar. Aslında ben de çok sıkıştığım halde, 4. kata çıkmayı göze alamadığımdan, eve kadar sabrettim.
Mezeler çok lezzetli, balık da tazeydi. Tunaya’nın yazdığı mönüden fazlası vardı, eksiği yoktu. Lakerda, çiroz, soslu hamsi, karides, ahtapot gibi deniz mahsullerinden oluşan bir ordövr tabağı , salatalar, acılı ezme, haydari. Ara sıcak olarak, kalamar, deniz mahsulleri pilavı ( İçinde hamsi, kalamar, ahtapot, karides, midye bulunan baharatlı bir pilav. ) ve güveçte karides. Balıktan sonra, eritilmiş sıcak tahin ve meyve tabağı. Ardından da kahve ve vişne likörü. Tunaya elinde bir liste, gelenleri devamlı çizerek kontrol yapıyor. Sık sık da gelip benim tabağımdan mezelerimi yürütüyor. Lokantanın sahibi Naim ile geldiğimizde tanışmıştık. Çok kafa dengi ve esnaf bir arkadaş. Tunaya’ya saygısı da büyük. Gazeteci olduğumu öğrenince, Tunaya’ya da benden sitayişle bahsetmiş. Bir saygı uyandırmışım yani. Hemen gidip Naim’e şikayet ettim. Tunaya zor durumda kalmasın diye, bana hemen deniz mahsulü mezelerle dolu ekstra bir tabak gönderdi. Fotoğrafını çektim. 4 kişiye yeter. Tabii ki onları da, Semoş ve Frosch ile paylaşmak zorunda kaldım. Tam kamerada kaset değiştirdiğim bir andı ki, Tunaya’nın, bir beyaz dizi Frosch’u edasıyla, eşlerimize kırmızı güller dağıttığını gördüm. Bu hareketiyle, eşlerimizden epey puan topladı. Ama ne yazık ki bu hassas anı kaydedemedik. Elindeki tek beyaz gülü de, büyük bir jest yaparak bana verdi. Aramızdaki aşkın saflığını simgelemek istiyordu belli ki. Ancak gecenin bitiminde kıskanç bir elin, bu saflığın sembolü olan çiçeği çantamdan araklamış olduğunu fark ettim. HARAM OLSUN. Aşkımızı kıskananlara YAZIKLAR OLSUN. Veysi , fıkır fıkırdı. Yerinde 2 dk. oturmadı desem yeridir. Hep birileri ile sohbetteydi. İyi de içti. Frosch, paraları toplarken çok mutluydu. O’nun bu coşkusu içinde, önceden hazırladığım Haziran- Temmuz- Ağustos aylarına ait ÖDEMEMİ, eline vermeyi unuttum. Bir ara da Kenan Demirkol kardeşimiz, arkadaşlarıyla oradan geçiyormuş. Tunaya’yı görünce durmuşlar. Kısa bir sohbet. Bizler de kendisiyle tanışma fırsatı bulduk. Yanlarındaki karı- koca da 75 mezunu İEL’lilermiş. Almanya’da yaşıyorlarmış. Biraz sohbet ettik. Fahir bey, benim öğrencim çıktı. Ortaokuldayken benden ders almış. ‘’Sayenizde mezun oldum ağbi’’ dedi. Çok mutlu oldum. Bir ara Düzceer geldi yanıma. ‘’ Bu Frosch yine tuzluk yürüttü. Ne yapalım? .’’ dedi. Ben de ‘’ Cebinden arakla, rezil olmayalım .’’ dedim. Ama Mehmet, operasyon sırasında yakalandı. Tunaya da baskın çıkıp, sanki Mehmet’i cebine tuzluk koyarken yakalamış ayaklarına yattı. Ama ilerleyen saatlerde ben, O’nu iç cebindeki tuzlukla Naim’ e yakalatarak Düzceer’i temize çıkardım. Naim olgun çocuk.’’ Ağbi bırak. Tuzluk hocamda kalsın. Belki yemekleri tuzlayarak yemekten hoşlanıyordur.’’ dedi. Artık Frosch’u savunacak sözümüz kalmamıştı. Hava kararmıştı. Önümü görmeden yürüyordum. Birden önümdeki bir arkadaşa, büyük bir şiddet, çatırtı ve gacırtıyla çarptım. Hışımla geri döndü. Meğer Tuncay değil miymiş? Allahım, bu ne kötü tesadüftü. Gözleriyle beni süzdü, bakışlarıyla adeta derimi yüzdü. Ama olan olmuştu artık. Bu bir iş kazasıydı. Çocuğu mecburen nüfusuma geçirecektim. Tıpta buna, krank mili sendromu diyorlarmış.
22.00 gibi, 3 kişilik bir Roman çalgıcı grubu aramıza katıldı. Bir anda herkes coştu. Şarkı söyleyenler, yerinde ya da sokakta göbek atanlar, mantar gibi bitiverdi. Kadir’in eşi Anita, Türklere taş çıkartıyordu doğrusu. Karşılıklı biraz çalkaladık. Ente, Berna, Sema, Dürr, Fehim, Tuncay, Veysi gördüğüm gerdan kıranlardandı. Veysi bir ara bir gazel bile patlattı. Tunaya, gecenin başarısı ve alkolün etkisiyle kendinden geçmiş, önüme gelmiş, kıvırttıkça kıvırtıyordu. Kameram bile şaştı bu işe. Ama kendime hakim olmaya çalıştım. Bu tahriklere kapılıp, beyaz gülle simgeleşmiş aşkımızı, lekelememeliydim. Gece boyunca çeşitli ellerde fotoğraf makinaları, şakır şukur çalıştı. Süheyl, Çakıcı, Fehim, Doğan, Tuncay, Frosch, Berna bir belgesel hazırlıyorlardı adeta.
Kavunumu, Frosch musallat olmasın diye mutfakta yedim. Arif usta bir dilim verdi. Beğenmedim, onu aldı yenisini kesti, ikram etti. Bu seferki fena değildi. Servis böyle iyi niyetli olunca, zaten gerisi problem olmuyordu. Sanki eksiksiz, muhteşem bir gece yaşadık. Tabii ki eksiğimiz çoktu. Başta Feyyaz’ın ve sevgili ortağım Serap’ın eksikliğini hissettik. Naci ve Müjdat’ın suskunluğu, Emre’nin anıları, Emine, Binnur ve Fevziye’nin kahkahaları eksikti. Horoz ve Timur’la telefonla görüştük. Keşke aramızda olsalardı. Celal’i Nursen’i, Saffet’i Serpil’i, Alp’i Mukaddesi, Abdülkadir’i Filiz’i, Gürsel’i Jülide’yi, İbo’yu Vildan’ı,Şanal’ı Gonca’yı,Ata’yı Nur’u, Cevdet’i Merethe’yi, Zeki’yi Nihayet’i, Eser’i Fahiran’ı, Fahri’yi, Fındıkgil’i, İsmail’i Meral’i, Latif’i, Selim’i, Zaza’yı Sema’yı, Tekin’i, Enis’i Ratana’yı, Ender’i özledik. Bütün bu dostlar aramızda olabilseydi, mutluluğumuz kaç yüz bin milyon baloncuk katına çıkardı kim bilir? Ama sevgili MDR’üm, gece başlarken her zamanki gibi, aramızdan ayrılanlara, katılanlara, katılmayanlara, katılamayanlara kadeh kaldırtmayı ihmal etmemişti. Gecenin bir özelliği de, çok sayıda arkadaşımızın, birbirine elle ya da bacakla sarkıntılık etmesiydi.Hepimiz birden huy mu değiştiriyorduk ne? Bunların başında da, Tuncay, Fehim, Frosch ,Ente ve tam emin olamadığım 1-2 kişi ile tabii ki onlara karşılık vermek zorunda kalan ben geliyordum.
23.30’da hep birlikte ayaklandık. Öncesinde erkekler, bir toplu resim çektirmeyi de ihmal etmedik. Naim de bizleri öyle sevip, benimsemişti ki, fotoğrafa girmeyi ihmal etmedi . Bir öpüşme trafiği başlamıştı. Ente’yi, Sabri’yi, Tuncay’ı ve Frosch’u ihtirasla öptüm. Diğerlerini sevgi ve şefkatle. Unuttuklarım varsa affola. Bu güzel organizasyon için ( Şimdiye kadarkilerin en eğlencelilerinden biriydi. ) sevgili Tunaya’ya bir defa daha teşekkür eder, münasip yerlerinden öperim. Personel bizi, kapıya kadar gelerek uğurladı. Fehim, arabasını kapıp, merdivenlerin başına kadar getirdi ve sanki o kadar içen kendisi değilmiş gibi, ne kadar güzel araba kullandığını göstererek, bizi kapımıza kadar getirdi. Eksik olmasınlar.Aranızda olabildiğimiz için, belki de en fazla onlara teşekkür etmemiz gerekiyordu .Mutlu bir şekilde, evimizden içeriye girdik.
Vak’a-yı nüvis Tayfun


(ilk 19 resim orijinal , çift tıklarsanız!)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AMAN ALLAHIM LEVENT BU NE HAL!