Sevgili Arkadaşlar,
Bu gün 22-Kasım- 2007. Yatağımdan her zamankinden daha çevik bir şekilde kalktım. İtina ile traş olup, duşumu aldım. En hoş kokulu sabunlarla yıkanıp, en sevdiğim parfümümü kullandım. İçim kıpır kıpırdı. Liseli bir delikanlı gibi, heyecan içindeydim. Sema, dışarıdaki bazı işlerimizi takip ettiğinden, evde tek başımaydım. O'nun hazırladığı kahvaltımı yapıp , giysilerimi biraz zorlukla da olsa, giydim. .Karizmayı çizdirmemek için, çelik korsemi bu defa içime giydim. Sonra oturup, beni almaya gelecek olan, sevgili Doğan ve Tuncay'ları beklemeye başladım .Zaman bir türlü geçmek bilmiyordu .Evet, Tahmin ettiğiniz gibi bu gece Panna Farina'da olacaktım. Ve oranın açılışında tanıdığım, güler yüzlü, genç ve güzel bayanı yeniden göreceğimi biliyordum. Kanım kaynamıştı, gözüm dönmüştü. Heyecandan ellerim titriyordu. Yoksa sizler, umurumda bile değildiniz.
17.30 gibi, Tuncay kapıyı çaldı. Doğan ile bana gönderdiği, ancak işe yaramadığı için, geri iade etmek zorunda kaldığımız aletini aldı. Ben de O'nun peşinden aşağıya indim .Sevgili Doğan'ın koluna girip, arabaya kadar gittik. O'nunla Yıldırım Beyazıt- Timurlenk ikilisi gibi olmuştuk. Bu fani dünya, onlara kalmamıştı, bize de kalmayacaktı muhtemelen. Arabada önce, Sevinç'in o pozitif enerji saçan sesiyle karşılaştım. Bülvin de zamanı değerlendirmiş, karşı sokağımızda kurulan Perşembe pazarına dalıp, mandalina satın almıştı. Vallahi ben görmedim, söyleyenlerin yalancısıyım. Bülvin akıllı kadın. Arabadaki erkeklerin kimliklerini düşününce, mandalinaları bagaja kilitlemiş. Nitekim Doğan yolda, tadına bakma girişiminde bulunduysa da, havasını aldı. Benim kılavuzluğumda, Panna Farina'ya doğru yola çıktık. Koku alma duyumu kullanarak ve sokaklardaki sesleri değerlendirerek ,ekibin en kısa yoldan menzile varmasını sağladığımda, saat 17.50 idi. Ve bizler ilk gelenlerdik.
Esat'lar, açık bölümün üstünü çok şık bir dekorasyonla kapatmışlar. Ancak, yan kısımları muhafaza altına alacak cam seperasyonları ustalar yetiştiremediğinden, sevgili Ferhan, biraz gergindi. O'na hiç önemli olmadığını söyleyerek, teselli ettim. Ama aslında önemliydi. Çünkü bu durumda, ısıtıcılar da fonksiyonlarını istendiği gibi yerine getiremeyeceklerdi. İlk gelmenin avantajını kullanarak, hemen kapalı kısımdaki masalara yerleştik. Erkılıç'lar yemek düzenini çok şirin bir şekilde dekore etmişler. Börekçiden ödünç aldıkları masalardan, açık bölümde birbirine paralel 2 uzun masa oluşturmuşlar. Bunların üzerlerinde de, ambalajlarını yeni açtıkları ,kırmızı örtüler vardı. Servis takımları, tahmin edilenin aksine, kağıt tabaklar değil, kıymetli porselendendi. Her yemekte de, sürekli olarak tabaklar değişti. Ferhan'a, '' Bulaşık sorun olmayacak mı? '' diye sorduğumda, '' Dükkanda sanayi tipi bulaşık makinamız var. Hem de 4 dk. da yıkıyor.'' cavabını verdi .Böylece tabaklardaki, muhtemelen bir önceki kullanımından kalan lekelerin sebebini anlamış olduk.
Biz yerlerimize oturmuştuk ki, 18.05'de sevgili eşim Sema, avdet etti. Yorucu bir gün geçirmişti mutlaka. Ama beni gördüğünde, her şeyi unuttu, neş'esi yerine geldi. Öpüştük, koklaştık .Ferhan, o gün için servise yardım etsin diye, emektar Hasan beyin yanına Sultan isimli, tatlı, güler ve güzel yüzlü yardımcı bir eleman çağırmış. Üstelik, esprili ve cana yakın.Hemen kendisine ilgi gösterdim. Boş zamanlarımı, O'nun yakınında, O'na ilgi göstererek ve iltifat ederek geçirdim.
Derken, Neslihan hanımın sesini duyarak irkildim. Nabzım 360 atıyordu. Hemen kapıya seyirttim .Korsemin müsaade ettiği kadar eğilerek, önce elinden, sonra yanaklarından öptüm .Fakat beni kesmemişti. Kendisinden müsaade isteyerek ,bir defa daha öpüştük. O da Ferhan'a yardıma gelmiş. Esas mesleği Hukuk Müşavirliği olan bir arkadaşımızdı .Ama ben artık, bütün servis elemanlarının gönüllerinde taht kurmuştum ve yemeklerin en güzel yerleri artık benimdi.
18.25'de Cevdet ve Merethe geldiler. İkisi de çok şıktı ve Cevdet takım elbisesi ve kravatıyla, bizlere ne kadar değer verdiğini, bir kere daha gösteriyordu. Cevdet, 2 ayrı Schnaps cinsi içki ve bunların sunulduğu küçük, zarif kadehçikler getirmiş. İçkilerden birini, soğuk olarak yemek öncesi ,diğerini ise, sıcak olarak yemek sonrası içtik. Kadehlerin ise, anı olarak bizde kalabileceğini söylediler. Öyle de oldu. İlk içkide, gaza gelip fondip yapan Cevdet, hacı olduğunu hatırlayınca, Süheyl'e dönüp, '' Senin yüzünden oldu.'' diyerek çamura yattı.
Bu arada, Naci ve Gürsellerin gelemeyeceklerinin haberleri ile sarsıldık. İlk geldiğimizde, '' Makyajsızım, hem de elbise değiştireceğim, beni sonra çekersin.'' diye, objektifimizden kaçan Ferhan,18.50'de iki dirhem bir çekirdek ,süslenmiş ve şık giysileri içinde, yeniden kapıda göründü. Elinde de, aksesuar olarak ,metal bir kepçe taşıyordu. Onunla yeniden, hasretle kucaklaştık .Ve birbirimizi o anda görmüşüz gibi yaparak bir parodi oynadık ve kayıtlara geçmesini sağladık .Esat ise, her zamanki kibarlığı ve beyefendiliği ile, dostlarını karşılıyor ve pastane sahipliği yapıyordu .O'nun bu davranışlarına, duyarsız kalamazdık .Bizler de para toplanırken, O'ndan istemeyerek bir karşı jest yaptık.
18.53'de, Müjdat- Binnur çifti geldiler. Onlara ve Emrelere, bir telefonumla aramıza katılarak, bizleri bu gecemizde mutlu ettikleri için ayrıca teşekkür ederim .Müjdat, mezuniyetimizin hemen sonraki yıllarına ait, 4 adet çok güzel resim bulup getirmiş. Feyyaz siteye koyacak .İçerisinde, rahmetli sevgili Tuğrul Ungan da var .Bunların ne zaman, nerede çekildiğini hatırlayanlar, lütfen yardımcı olsunlar. ( Bu konuda Tekin'e güveniyorum. )Derken içeriye sarışın, çok güzel, genç bir bayan girdi. Beni de dostça selamladı. İçimizden birinin eşi sandım .Kısa zamanda, kendisinin Neslihan'ın kız kardeşi olduğunu anladık .Ve genetik bilimine bir defa daha saygı duydum. Demek ki, anneleri güzel, babaları yakışıklı, ailede de herkes bu genleri taşıyor.
18.30'da eşsiz gelen Süheyl ile, 19.02'de daha önceden eşsiz geleceğini bildirmiş olan Ateş avdet ederek, numarasız açıkta, hemen bir erkekler loncası oluşturdular.Doğan ve Tuncay da, sıcak kısımda diğer eşlere yer açmak amacıyla, onların masasına geçtiler. Bahçede erkek ağırlıklı bir yoğunluk oluşurken, biz içeride hanımlarla, kız kıza oturduk . Süheyl, Zeki'nin , Cevdet'in ve benim diplomalarımı getirmiş. Benimkini hemen Zeki'ye de imzalattım. Görüştüğümüz diğer arkadaşlara da tek tek imzalatacağım. Bu çalışmasından dolayı, sevgili Süheyl'e şahsım ve eşim adına çok çok teşekkür ederim.
19.10 civarı, Feyyaz- Serap gözüktü. Kalantor oldukları giyinişlerinden belliydi .Feyyaz deri montu, Serap ise kürkü içerisinde ,moda dergilerinin sayfalarından çıkmış gibiydiler. Ardından Ahmet Fehim-Roswitha ile, Zeki- Nihayet çiftleri görününce, herkes mutlulukla karşıladı. Ardından, Celal- Nursen çifti göründü. Yine bir tezahürat .Yavaş yavaş kıskanmaya başlamıştım .Bundan sonraki toplantılarda, en son gelmeye karar verdim .Benim de coşkuyla karşılanmaya ihtiyacım vardı.
19.30'da, Ente- Berna ve Eser- Fahiran çiftleri art arda geldiler. Berna'cığım her zamanki gibi etrafına gülücükler ve pozitif enerji dağıtıyordu. Ente, Sema'nın kulağına, 'yazdıklarımdan dolayı ''Kocana bozuluyormuş gibi yapıp, işleteceğim .'' demiş. Tanrı şahit, yedirdi de. Mimiklerini göremiyoruz ya, ne kadar ciddi olduğunu anlayamıyorum .Başladı beni fırçalayıp, tafra atmaya. Ben de, adiyi öpüp, gönlünü almaya çalışıyorum. Üç, beş, sabrım tükendi .Esat da yanımızda. O'na da göz kaş işareti yapmış. Tam kafayı atıp, puschtu kaldırıma sereceğim, koydu makaraları. Kendisine saniyen büyük geçmiş olsun derim .Ama hakkını vereyim .Ente mente, ama bana iyi yedirdi. Bir süre sonra da, katılacağı başka bir toplantı nedeniyle, hesabı Berna'ya yükleyip, karısını bizlerle bıraktı ve gitti. Ne de olsa, Düsseldorf fuarından geliyor .Önemli bir Ente olmuş. Berna da, bu durumdan şikayetçi. '' Bu herif resmen karı parası yiyor .'' diye sızlanıyor.
Sevgili Ente, şunu unutma. Fırına atıldığında, bütün Enteler birdir. Yoğun trafiğin içerisinde, bizleri şereflendirdiğin için, yine de sana minnettarız .
Emre- Fevziye çifti ve Dürr Ömer, en son gelebildiler. Ne de olsa, akşam trafiği ve yolları uzun. Ömer'in eşi bir omurga rahatsızlığı geçirdiğinden yalnız gelmişti. Sevgili Berna'ya acil şifalar dileriz.
Önden pastırmalı kuru fasulye geldi .Gerçekten muhteşemdi. Ben, Neslihan, Sultan ve Ferhan'dan torpilli olduğumdan, pastırmalar arasından fasulyeleri bulmakta zorluk çekiyordum .Yanında turşu ve nefis bir ekmek vardı .Ben kendi hesabıma, ayran içtim. Ancak daha sonradan öğrendim ki, açıkta oturan bazı çakallar,Ahmet Fehim'in oluşturduğu çete içerisinde, viski, rakı gibi içeceklerle kafayı bulmuşlar. Daha sonra, Ahmet tedarikçilerden biri olduğunu itiraf etti. Arkadan, enginar, etli pilav ve Hasan ustanın itina ile yaptığı gül böreği geldi. Hepsi de çok lezzetliydi. Ancak, enginardan bir lokma yiyebildim, gerisini Sema'ya kaptırdım. Son olarak da, okulda yediğimiz tip ve lezzetteki tulumba tatlıları geldi. Hem de her tabakta 3 tane vardı. Başıma gelecekleri bildiğimden, bu gün insülini çift doz yapmıştım. Bok ye Tayfun diyerek ,üçünü de götürdüm. Bu arada üzülerek müşahade ettim ki, organizasyon sırasında, bu kadar yemeğe ne gerek var diyen, özellikle Zeki'nin ve leblebiyle idare ederiz diyen Süheyl'in tabaklarında tek bir pirinç tanesi bile kalmamıştı .
Sevgili Sevinç ,benim ulaklığım ile Doğan'ı uyardı, ( Gerçek anlamında ) Doğan sadece bir tane tulumba yesin diye .Bunu duyan Tuncay, hemen Doğan'ın diğer iki tulumbasına el koymuş .Ama O'na sözüm yok. Çünkü,'' Yemek listeleriyle uğraşmayın'' diye, zaten tutumunu belli etmişti. Benim sözüm, tulumbaya ne gerek var ,diyenlere.Neslihan hanıma gösterdiğim ilgi yüzünden, bir ara Sultan hanım yanıma gelip,'' Biz unutulduk'' diye sitem etti. Hemen kendisine gereken ilgiyi gösterip ,bir ara beni mutfağa doğru kaçırmasına ,sonra da elimden tutarak geri getirmesine müsaade ettim .Çok cici bir insan. Kendini bize çok yakın hissetti. Hatta, Sema ve benimle çocuğu ile ilgili bir sağlık sorununu bile paylaştı .Hüzünlendik.
Saat 22.00 civarı, hafta içi olmasının da etkisiyle, vedalaşmalar başladı. Açıkta oturan Celal'in üşüdüğünü, dişlerinin takırdamasından ,eşi Nursen'i de kalıp halinde götürmesinden anladık .Zeki'ler hafta sonu dönüyorlar. Cevdet'ler 10 gün sonra dönecekler. Bu arada, en az 2 briç gecesi düzenlemeye karar verdik.Zeki, Emre, Müjdat, Ahmet, Feyyaz, Tayfun, Esat ve eşlerinden oluşan bir alt grup, ,kapalı kısımda çaylarımızı içerek son esprilerimizi yaptık ve erken gidenlerin arkasından konuşarak, çekiştirdik. Bizde kabahat yok .Kalıp, duruma vaziyet etselerdi. Ayrı bölümlerde yediğimizden ,sevgili Fevziye'nin kahkahalarından uzak kalmıştım. Bir iki fıkra anlatarak bu eksiğimi de giderdim. .
Bütün gece sanal kameram elimde, gelecek nesillere mümkün olduğu kadar anı bırakmaya çalıştım. Gelecek nesiller derken, sizin fazla şansınız kalmadığı gerçeğini de yüzünüze karşı itiraf etmeyi bir görev sayıyorum ..Bu arada, yemek öncesi Doğan ve ben, tezgahın üstünden bir kaç tane kurabiye yürütüp, yedik .İtiraf ediyorum. Çünkü Frosch gelmediğinden ,müessese ne tuzluk gibi servis ekipmanları ne de kuru pastalar için bir önlem almaya gerek duymuştu. Ve sonunda, Ahmet'in beni sürekli olarak, '' Hadi kalkalım.'' şeklinde taciz etmesine dayanamadık ve hep birlikte Erkılıç'lar, Hasan Bey ve Sultan hanımla vedalaşarak, ( Ben bir kaç kez vedalaştım. ) Panna Farina'dan ayrıldık .
Bu güzel gece için, Ferhan-Esat çiftinin emek ve özenlerine,katılan, katılamayan, katılmayan ama yürekleri bizlerle beraber olan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz .Sevgili Ahmet, yine yolunu değiştirerek bizleri evimize bıraktı.Onlar da zengin olduklarından, Roswitha kendi arabasıyla döndü. Ama yolda da bizi telefonla aramayı ihmal etmedi .Neslihan hanımla vedalaşırken, içimde bir burukluk duydum. Bu nedenle, en kısa zamanda Panna Farina'da yeniden toplanalım derim .Hepinize sevgiler .
1. geleneksel Panna Farina toplantısı organizatörü Picasso Tayfun

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşağıda da Tuncay Çaylı'nın kamerasından görüntüler var.