21.10.2007 Burgaz Ada

Zeki(2) , TCyyaz(2) , Suheyl(2) , Ahmet S.Bulut(2) , Gursel(2) , Tuncay(2) , Tayfun(2) , Alp(2) , Celal(1), Abdulkadir(2) , Ömer Esensoy(2) , Ahmet F.Bulut(2) , Ente(2) , Eser(2) , Dogan Gursoy(2) , Saffet(2) , Herr Shop(1) , Bedii(2)


Sevgili Dostlar,
Dün gece geç vakit yatağıma girerken, ertesi gün sizlerle beraber olacağım için,gerçekten heyecanlı ve mutluydum. Acaba kendimi, sizlere beğendirebilecek miydim? Hakkımda ne düşünecektiniz? Zeki ile kaç aydır birbirimizi görmüyorduk.Acaba beni tanıyacak mıydı? Bana karşı nasıl duygular içinde olacaktı? Bir gün önce, kaptana bir muhtıra çekip,fırça atmıştım. Acaba, öfkesi geçmiş miydi? Yoksa, beni kırbaçlar mıydı? Bu duygularla sızıp kalmışım.
Sabah 9.00'da, Sema uyandırdığında, O'na öfkemi belli etmedim. Rüyamın öyle güzel bir yerindeydim ki... Havanın şakır şakır yağdığını söyleyince, homurdanarak, geceden hazırladığım çantamdaki mayo ve havlumu çıkarttım. Saat 10.00'da Ahmet Fehim ve eşi Roswitha, her zamanki dakiklikleri ile kapımdalardı. Makam arabasına kurulup, kısa sürede iskeleye vardık .Oraya, Abdülkadir, Ömer, Celal ve Ente, eşleriyle bizden önce gelmişlerdi. 10.45 vapuru, Burgaz adaya doğru süzülürken, yağmur hemen hemen dinmişti.Ve ben, Roswitha'nın ikram ettiği simiti kemiriyordum .Orada bizi, öncelikle Mukaddes ve Alp, organizasyonun temel direkleri ve ada sahipleri olarak karşıladılar. Kabataş'tan ve Kadıköy'den kalkan vapurlarla da ekibin geri kalan kısmı adaya varmıştı .Kaptanım Feyyaz'a, esas duruş göstererek, saygıyla sarıldıktan sonra, sırasıyla, Zeki'ler, Süheyl'ler, Doğan'lar, Tuncay'lar, Bedii'ler, Eser'ler, Saffet'ler, Gürsel'ler ile hasretle kucaklaştık, selamlaştık. Okulun Almanca bölümü müdürü, Herr Schopp da gelmişti.
Herkes çok mutluydu. Büyük bir duygu yoğunluğu yaşanıyordu. Ağlamak istiyordum. Ama, çelik korsemin içinde olduğumdan, üstelik sürekli video çekimler yaparak ,durum tesbiti yapıp ,bu güzel anları ölümsüzleştirmeye çalıştığımdan, kendime hakim oldum. Daha müsait bir anda ağlamak üzere, duygularımı erteledim.Üstelik, korse üstüne giydiğim pantolonumun düğmesi kavuşmadığından, orayı bir kordonla bağlamıştım. Fermuarım yarıya kadar açıktı mecburen. İçimdeki don, beyaz beyaz görünmesin diye de, içime gri bir şort giyerek tedbirimi almıştım, evden çıkmadan .Yani, görünüşüm ciddiyetten uzaktı. Ağlasam da ,inandırıcı olamayacaktım.
Kısa bir süre, iskeleye yakın bir cafede soluklandık .Azimle video çekimlerime devam ediyordum .Ancak, erkekleri seçmekte çok zorlanmasam da, eşleri genelde karıştırıyordum. ( Berna hariç. O giydiği sarı yağmurlukla, bu gezide favorimdi. O'nu hiç karıştırmamamı sağladı. ) Masanın birinde, eş ağırlıklı arkadaşlarımız oturuyordu. Etraflarında dönerek, onları çekmeye başladım. Bir ara, bayanlardan biri, bayağı nazik bir şekilde, '' Beyefendi ,siz bizleri niçin çekiyorsunuz?'' diye sordu .Ben de kimin eşi olduğunu anlamak için,'' Siz kimsiniz?'' diye yanıtladım .Meğer yabancı bir grupmuş. Özür diledim. '' Lütfen, çekmeye devam edin. Böyle neşeli bir grupla birlikte çekilmek çok güzel.'' dediler. Meğer onlar da, yaşıtlarımız, Avusturya lisesi mezunu bir grupmuş. Bilgi alışverişinde bulunup, dayak yemeden paçayı kurtardım .
Bu arada vapurda, sevgili Ente, günün bombasını patlattı. Sigara içmeyi bıraktığını söyleyen Ahmet Fehim'e, büyük bir ciddiyetle şu soruyu sordu .'' Ağbi, sigara içiyordunda mı bıraktın, yoksa hiç içmiyordunda mı bıraktın? '' Benim, duruma şahit olduğumu görünce de, '' Ulan şimdi, 3 sayfa bu konuyu işlersin.'' diye üzerime saldırdı. Gözümü korkuttu, ödümü patlattı. Neme lazım, bu kadar yazmakla yetineyim .Gerisi sizin ferasetinize kalmış.Ne diyeyim, Ente'dir, bir dikenli deridir ,( Gaensehaut) ne yapsa yeridir.
Restorana doğru yola çıkıldı. 40 dk.lık yürüyüş mesafesindeymiş. Üstelik yokuş yukarı. Bende korse, Doğan'da baston. ( Canım Tombalk'ın yazdığı gibi ,amortisörler patlak .) Hayvan terli, yemedi, gözümüz yolu kesmedi .Süheyl'ler bir fayton bulup, Sema'yı oturtmuşlar .Bizleri almaya geldi .Adada 20 adet fayton varmış, 2'şer atlı. Üstelik, atların hepsi dişiymiş. Ancak, çocukluğumda İzmir'de bindiğim, üstü körüklü, açılıp kapanan saltanat faytonlarına benzemiyorlar. Bu faytonlar, at arabasından hafif hallice .Faytoncu Gül Hamdi'nin yardımıyla, Doğan ve ben binene kadar grup yarı yolu tutmuştur .Atların isimleri, Bahar ve Abla.
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba ,yerinde durakladı .
Neden sonra sarsıldı altımda çelik yaylar,
Gözlerimin önünden geçti Kervansaraylar.
Ya da ben öyle sanıyorum .Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. Altımızdaki sanki fayton değil, Ben-Hur'un savaş arabası. Daracık sokaklardan, bir hışımla dönüyoruz, bir sürat yapıyoruz ki ,aklınız durur. Biraz video çekerim diye düşünmüştüm, kamerayı çantadan çıkartmak mümkün değil. Nereye tutunacağımızı şaşırmışız. Üstelik yol, tapur tupur. Tekerlekler fırladı ,fırlayacak. Doğan ile aynı anda ,Gül hamdi'ye yalvarmaya başladık .'' Aman kaptan, ikimiz de sakatız ,sen bizi rahvan götür.'' diye. Böylece yolun geri kalanında rahat ettik .
Restoran ,çok şeker bir kır lokantası .Tahta masa, tahta iskemleler. Ama üstü, yüksek bir bombeli tente ile korumaya alınmış. Bir de tuvalet yapmışlar .5 yıldızlı otellerde daha iyisini bulamazsınız. Yemekler, mezeler çok lezzetliydi. Servis de, olabildiğine kusursuzdu .Herkes balık yedi. Bir tek ben, ızgara köfte. Köfteler acayip lezzetliydi .Görünüş ve kokusuyla, balık yiyenlerin bile takdirini topladı. Cevdet ve aramızda bulunmayan bütün arkadaşlar için kadeh kaldırıldı. Saffet ve Ente, önümüzdeki günlerde yapacakları, 2 organizasyonun duyurusunu yaptılar. Saffet'inki akla yakın ama, Ente'den hiç ümidim yok. Restoranın bahçesinde, Bedii Faik'in bir bankta oturan heykeli var. Süheyl, az görmemden yararlanıp, beni amcamın kucağına oturtup, bir de resmimi çekti .Sitede yayınlatmak gibi, sinsi bir emeli olduğunu sanıyorum. Bahçeden,merdivenle sahile iniliyor. Öğleden sonra güneş açtı. Mayomu çantadan çıkarttığıma canım sıkıldı .Üstelik Süheyl ,kendi mayosunu masadan masaya gezdirerek hava atmaz mı? Bütün karizmayı çizdirdik. Hanımlar , deniz kenarında bir yürüyüş yaparak, kaynaştılar .Yemeğin sonuna doğru, vapuru kaçıran Ateş geldi .Bana da, söz verdiği gibi, Eses rozetleri ve stikerları getirmiş. Gelişine sevindik .Kısa bir süre sonra, Mehlika ile Cikcik de geldiler. Efe'nin ayağı burkulduğu için gecikmişler. Efe'ye geçmiş olsun, derim .Ama bana kalırsa, bu Cikcik, sabahın köründe oy kullanmaya gitti. Evet mi, hayır mı diyeceğine karar verinceye kadar da öğlen oldu.Onlar da afiyetle yemeklerini yediler. Yemek üstüne, Mukaddes'in yapıp getirdiği irmik helvasını yiyip ,kahvelerimizi içtik. (Mukaddes'ciğim, eline sağlık. Bir helva bu kadar lezzetli olur.) Yemekte ,Doğan ve Sevinç'le karşılıklı oturduğumuzdan ,onların kahkahaları ile, iki gülmek bir büftek hesabı, protein ihtiyacımızı da karşıladık.Ömer'ler, bu yemek için, Ankara'dan kalkıp gelmişler. Gerçekten çok duygulandım ve takdir ettim.
Dönüş yolunda Doğan ve biz, bu sefer Yavuz'un ,Türkan ve Şükran isimli atlarının çektiği faytonla ,bizden epeyi önce yola çıkmış grupların yanından geçerken ,'' Kral geçiyor, yol verin.'' diye bağırdım .Onlar da, saygıyla kenara çekilip, hürmette kusur etmeyerek ,bizi selamladılar. Tekrar kafeye gelip, 1 saat çay molası vereceğimizi düşünürken, Ahmet Fehim'in hışmıyla, 5 dk. sonra kalkacak olan bir önceki vapura, nasıl yetişip ,üst arka açık güvertede, nasıl yerimizi aldığımıza, benim de pek aklım ermedi. Bu sayede, gün batımında adaların güzelliklerini de seyretme ve kaydetme şansını yakaladık. Bu telaş nedeniyle, vedalaşamadığımız arkadaşlar olduysa, kusura bakmasın .Vapurda, Ahmet bizi işkembe içmeye davet etti. Nevin ve Berna, işkembeden nefret ettikleri için, sadece Süheyl ve Ente geldiler. Kızıltoprak'taki Fenerbahçe işkembecisinde, , önce tuzlama, ardından baş, kokoreç, yoğurt, pilav gibi bir mönüyle, şahane bir kapanış yaptık. Çıkışta, ilk ayrılan Ente oldu. O'nun evi işkembeciye yakın .Sabahki yağmurun oluşturduğu su birikintilerinde, paytak paytak yol alarak ,gözden kayboldu .Sonra Süheyl'i bıraktık ve bizim evde kısa bir mola vererek ,bir acı kahveyle bu asla unutulmayacak güne son noktayı koyduk .
Anılarımız arasında hiç unutulmayacak bu güzel günün, organizasyonunu ve ada sahipliğini ( ev sahipleri anlamında.) yapan, sevgili Mukaddes ve Alp'e ,organizasyonun her aşamasında koordinatörlük görevini yürüten ,sevgili MDR.Süheyl'e, organizasyona hiç karışmayarak, organizasyonun gerçekleşmesinde çok büyük katkısı olan, günün heba olmasını engelleyen sevgili Ente'ye, katılan bütün arkadaşlara, katılamayan ama,yüreklerinin bizlerle birlikte attığını bildiğimiz tüm dostlara, gurbetten günü bizlerle birlikte yaşadığını bildiğimiz ve sürekli güzel temennilerini yollayan, sevgili Cevdet'e teşekkürü bir borç biliriz.
Gün boyunca yaptığım video kayıtları en kısa zamanda sizlerle paylaşacağım. .Gördüğüm kadarıyla, sevgili Doğan, Abdülkadir, Süheyl, Feyyaz ve diğerlerinin çektikleri resimleri, bana bir CD. şeklinde iletirlerse, onları da hazırlayacağım DVD.lere koyacağım .Feyyaz çok yardımcı oluyor ama, O'nun gönderdiği site görüntülerinden, teknik olarak yararlanmayı beceremiyorum.
Hepinize tekrar sevgiler.

Kameranın arkasındaki adam Tayfun


Feyyaz ERSIN'in Kamerasından

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Tuncay ÇAYLI'nın Kamerasından

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Süheyl Açıkel'in penceresinden

Sevgili Arkadaslar,


22 Ekim günü saat 11.30 dan itibaren Burgazada Halk Kahvesi'nde toplanmaya basladik.
Caylar icildi, uzumler yendi.

Sema,Tayfun,Dogan'i Kalpazankaya'ya faytonla gondermistik ama,
kimse yerinden kipirdamak istemiyordu...

 

Nihayet Kalpazankaya yoluna dusuldu...

 

Bir sonbahar yagmurundan sonra, ilik bir havada yapilan yuruyus,

muhtesem manzara ile birlesince tadina varilmaz oldu...

 

Biz yoldayken muhtesem sofralar hazirlanmisti.

 

Hepimiz sofrada yerimizi almistik, derhal guzellesmeye baslandi.

 

Bu arada Herr Schopp da gunesin ve manzaranin tadini cikariyordu...

 

Bu manzara nedeniyle unlu yazarimiz Sait Faik'de sik sik Kalpazankaya'ya gelir ve
bu manzaraya dalar gidermis.Ancak bizim tatli mico Sait Faik'in kucagina
oturunca bronzdan bile olsa, rahmetlinin gozlerinden yaslar geldi...

 

Bu arada Ates Pasabahce vapurunu tercih etmisti, bize de soyle bir ugradi...

 

Keyifler yerinde, hemen gruplar halinde yeni projeler olusturulmaya baslandi...

 

Mehlika'yla Cikcik ogullari Efe'nin bir sansizligi yuzunden gec kaldilar, ama yine de geldiler,
eksik olmasinlar. Tek firemiz, sansiz bir gribe yakalanan Durr Omer ile her yil seneye
muhakkak gelme sozu verip bir turlu isleri birakamayan Esat ve Ferhan idi.

 

Kalpazankaya manzarasi enfes bir yer...

 

Sanal kamera herhalükarda calisiyordu...

 

Sonunda Kalpazankaya'yi kendisiyle basbasa birakip donus yoluna koyulduk...

 

Pistons formasini da yesinler...


Abdülkadir Çayırgan'dan enstanteneler